|
Yeni Sayfa 2
BENİM GÜZEL KABİLEM
(Tek perdelik kısa oyun)
KİŞİLER
BEDİA : 46 yaşında, emekli öğretmen.
MURAT : Bedia'nın kocası, matematik
profesörü.
DENİZ KARTALI : Yaşlı kızılderili.
DİŞİ KUNDUZ : Deniz Kartalı'nın karısı.
ALTIN BOYNUZ : Deniz Kartalı'nın oğlu.
KIZILCA ARI : Altın Boynuz'un karısı.
DEKOR :
Büyük bir evin, büyük salonu.
Girişte solda, Amerikan tipi açık mutfak. Sağda, koltuk takımı. Koltuk takımının
ortasında, ahşap sehpa. Sağda geride, şömine görünümü verilmiş dekoratif bir
soba. Sobanın önüne dizilmiş, değişik boylarda biblolar. Salon çok düzenli ve
zevkli döşenmiştir.
Perde açıldığında, Bedia, iki elinde, iki büyük poşetle, salonun kapısını
ayağıyla iterek açar ve içeri girer. Bol kesimli uzun bir kazak, altına uzun,
salaş bir etek giymiştir.
Elindeki poşetleri sobanın önüne bırakır ve kendisini koltuğa atar. Bir süre,
öylece tavanı seyreder. Sonra aniden sobanın önüne gidip oturur. Sobanın
önündeki bibloları yere atar ve yerlerini boşaltır. Hızlı hareketlerle poşetleri
açar. Poşetlerden, kırk santim boylarında, dört tane Kızılderili biblosu çıkar.
BEDİA : Senin adın... ( Düşünür.) Deniz
Kartalı olsun. Neden mi? Çünkü ben ikisini de çok severim. Deniz ve kartal.
Ayrıca bu isim sana çok yakıştı haberin olsun. (Göz kırpar.) Sana bir ağırlık
kattı sanki bu isim. Ha, ne dersin? Artık ailemizin babası sensin. Böyle, ağır,
oturaklı bir ismin olmalı senin. Evet, evet. Bu isim tam sana göre. Bu arada,
kabilenin şefi ilan ediyorum seni. (Güler.) Ama... bir şartım var Deniz Kartalı.
Hemen korkma yahu! Öyle zor bir şey değil istediğim. Tamam, söylüyorum; karına
karşı, nazik ve duyarlı bir koca, oğluna karşı da ilgili ve merhametli bir baba
olmanı istiyorum senden. Anlaştık mı? Bunu yapabilirsin değil mi? (Bekler.)
Güzeeel... (Bibloyu, sobanın önüne koyar ve başka bir biblo alır.) Sen
delikanlı! Senin adında, Altın Boynuz olsun. Ne oldu? Beğenmedin mi yoksa?
(Biblonun başını göstererek.) Ama bu başlık sana çok yakışıyor ve isminde
bununla alakalı olsun istemiştim. Ne? Tamam mı? (Sevinir.) Biliyordum!
Seveceğini biliyordum. Ama böyle küçük aksilikler yapmanı da anlamıyor değilim.
(İç geçirir.) Benimde bir oğlum olsaydı, eminim o da böyle, senin gibi bir çocuk
olurdu. Neyse! (Güler.) Altın Boynuz, sen bir müzisyensin tamam mı? Arada sırada
flüt çalarsın benim için değil mi? (Neşeyle el çırpar.) Çok güzel! (Başka bir
biblo alır.) Evet... Sana ne diyelim güzel kız? Çalışkan birine benziyorsun. Ya,
öylesin demek. Altın Boynuz'un sana aşık olmasına şaşmamalı. ( Güler.) Hem
çalışkan hem de güzelsin. Ne hoş! Hımmm... Buldum! (Sevinçli.) Adın, Kızılca Arı
olsun! Arı gibi çalışkan, kızıl bir sema kadar göz alıcı. Harika değil mi? Evet,
beğendiğine sevindim. Seni şöyle, kocanın yanına oturtalım. Ha, ne dersin?
(Güler.) Gülersin tabii. Aşıksınız ya birbirinize. (İç geçirir.) Bizde bir
zamanlar aşıktık. (Dalar.) Neyse! Bunlardan bahsedip canınızı sıkmak istemem.
Burada ilk gününüz. Sizden bahsedelim bugün. (Eğilir.) Bana bak Altın Boynuz, bu
iyi bir kız, sakın onu üzeyim deme. Anlaştık mı? (Son bibloyu eline alır ve
derin bir iç çeker.) Ah benim kadersiz kadınım. Ah benim fedakar annem. Sıra
sana geldi öyle mi? Nasılda bana benziyorsun sen. (Bibloyu göğsüne bastırır.
Saçlarını okşuyormuş gibi yapar.) Bize ne oldu böyle? Nasıl yaşlandık? Nasıl
yalnız kaldık? (Bibloyu karşısına alır.) Tıpkı, tıpkı bana benziyorsun.
Söylesene, sana ne isim verelim kader arkadaşım? (Cevap bekliyormuş gibi susar.)
Konuşamıyorsun değil mi? Cevap veremiyorsun. (Hiddetlenir.) Alışmışsın çünkü
susmaya! Yıllarca herkes bir şeyler yapmış ve senin fikrin bir kez bile
sorulmamış! Kadın, her yerde kadın! Her zaman susması gereken, kadın! (Aniden
yumuşar.) Hayır! Sakın sana kızdığımı düşünme. Utanma sakın. Sana değil, onlara
kızıyorum. Bunu bize yapanlara kızıyorum. Neyse... Bir ismin olmalı önce. Hem
seni hem de beni anlatan bir isim. Dur bakalım... (Bibloyu yere bırakır. Odanın
içinde gezinmeye başlar. Aniden durur ve parmağını şaklatır.) Kunduz! Dişi
Kunduz! Beğendin mi? (Bekler.) Doğrusu ben bayıldım. Kunduzlar çok çalışkan
hayvanlardır biliyor muydun? Özellikle dişi olanları. (Gülümser.) Kunduz
yuvalarının mimarları, dişi olanlarıdır. Üstelik hem mimar hem de işçi olurlar
yuva yapılırken. Yaaa... Dişi bir kunduz, yavrularını korumak için, bir yılanla
bile boğuşabilir. Düşünebiliyor musun? Çok fedakar bir dişidir kunduzun dişisi.
Şimdi anladın mı neden bu ismi seçtiğimi? (Göz kırpar.) Şimdilik seni, gelininin
yanına oturtalım, olur mu? Hem biraz konuş kızcağızla. Sor bakalım, bir derdi
var mıymış? Altın Boynuz onun gönlünü hoş ediyor muymuş? Bunlar önemli şeyler
değil mi? (Hüzünle iç çeker.) Bize kimseler sormadı halimizi, hatırımızı... Ama
biz soralım Dişi Kunduz. Biz onurlu olalım. (Bibloların karşısına geçer.) Eveeet...
Artık güzel bir ailemiz var. Hoş geldiniz benim mutlu ailem. Evime şeref
verdiniz. (Koltuğa uzanır.) Epey yorulmuşum bugün. Sizlerde yorgun
görünüyorsunuz. Neyiniz var böyle? Anladım... Yol yorgunluğu var üzerinizde.
Tabii ya. Hem kolay iş mi yeni bir eve taşınmak? Ama sakın merak etmeyin. Çok
çabuk alışacaksınız buraya. Seveceksiniz evinizi. (Odaya göz gezdirir.) Çok
seveceksiniz. (Birden doğrulur.) Yemek! (Endişeli.) Hay Allah! Yemek yapmayı
unuttum! Ne? Bana mı dedin Dişi Kunduz? Yemeği boş vereyim gitsin öyle mi? Hah
hah! (Sinirli.) Senin için bunu söylemesi çok kolay tabi! Delinin teki olan
senin kocan değil nasılsa! İstersen günlerce yemek yapma sen. Kimse başına
kakmaz bunu. Ama ben... Ben yemek yapmalıyım tatlım. Yoksa Murat beni mahveder.
(Ağlamaklı.) Belki, belki döver bile beni. Ne? Abartıyor muyum? (Şaşkın.) Siz
bunu nasıl söyleyebilirsiniz ki?! Murat'ı tanımıyorsunuz bile! Hah!
Abartıyormuşum. (Mutfağa gider ve dolanıp durur.) Ne yapıcam? Ne yapıcam? (Durup
biblolara döner.) Biraz sohbet mi? Delirdiniz mi siz? Ya yemek? (Kararsız.)
Peki, peki. (Gülümser.) Dediğiniz gibi olsun. Sohbet edelim. (Oturur.) Aslında
yemek yapmak zorunda değilim. Evet, çok haklısın Deniz Kartalı. Hizmetçi miyim
ben? Hayır. Değilim! Ben bir eğitimciyim. (Hüzünlü.) Eğitimciydim... Hayır!
Üzülmüyorum. Çünkü bunu ben seçtim. Neden mi? (Dalgın.) Yapamıyordum. Artık
yapamadığımı anladım işte. (Kızgın.) Aslında hepsi onu suçu. Kim mi? Murat
tabii. Hepsi onun yüzünden oldu. Hep aşağıladı beni! Hep! Ama göreceksiniz. Bana
yaptıklarının hepsini burnundan getireceğim onun! Tamam, tamam sakinleşiyorum.
(Esner.) Öyle yorgunum ki... Sonra konuşalım olur mu? (Hemen uykuya dalar.)
( Sahne ışıkları karartılır. Işıklar tekrar yandığında, biblolar, canlı
kızılderililerdir ve kadının etrafında oturuyorlardır. Bedia uyanır.)
BEDİA : (Gülümseyerek gerinir.) Merhaba
Deniz Kartalı. Çok uyudum mu ben?
DENİZ KARTALI : (Elindeki bıçağı bir bez
parçasıyla temizlemektedir.) Hayır hanımefendi. Bir saat bile değil.
DİŞİ KUNDUZ : (Kucağında bir tepsi, pirinç
ayıklamaktadır.) Çok yorgundunuz üstelik.
KIZILCA ARI : (Gülümser.) Evet, çok.
BEDİA : Şimdi daha iyi hissediyorum kendimi.
DİŞİ KUNDUZ : Bu çok iyi hanımefendi.
BEDİA : (Dişi Kunduz'a doğru eğilir.) Ne
yapıyorsun öyle?
DİŞİ KUNDUZ : Isırgan otlu pirinç çorbası.
Sizin için. Yorgunluğunuzu alıp götürecek.
KIZILCA ARI : (Gülümser.) Evet hanımefendi.
Yorgunluğa birebirdir bu bizim çorba.
BEDİA : (Ayaklanır.) Size yardım edeyim.
DENİZ KARTALI : Yooo...
DİŞİ KUNDUZ : Olmaz...
KIZILCA ARI : (Gülerek.) Biz neden buradayız
sanıyorsunuz.
BEDİA : Neden?
KIZILCA ARI : (Gülümser.) Siz daha fazla
yalnız ve yorgun olmayın diye hanımefendi.
BEDİA : (Oturur. Sevinçli.) Sağ olun. Çok
sağ olun.
DENİZ KARTALI :
(Dişi Kunduz'a.) Evet. Malzemeler hazır mı bakalım?
DİŞİ KUNDUZ : (Elindeki tepsiyi kocasına uzatarak.) İşte burada.
BEDİA : (Şaşkın.) Yemeği Deniz Kartalı mı
pişirecek yani?
DİŞİ KUNDUZ : Neden şaşırdınız hanımefendi?
BEDİA : Bilmem. Garip geldi biraz.
DİŞİ KUNDUZ : Ama böyle olmasını siz
istemediniz mi?
BEDİA : (Şaşkın.) Ben mi? Sizin aile içi
işleriniz beni neden ilgilendirsin ki?
DİŞİ KUNDUZ : Ama bu aileyi siz kurdunuz
hanımefendi. Bu kabileyi siz yarattınız. Ve burada her şey, sizin istediğiniz
gibi işler.
KIZILCA ARI : Hepimiz size aitiz
hanımefendi.
DENİZ KARTALI :
Siz nasıl isterseniz, biz öyle oluruz. (Altın Boynuzr17;a bir göz
hareketi yapar ve Altın Boynuz kalkıp Bediar17;nın yanına oturur.)
ALTIN BOYNUZ : Ve bende artık sizin
oğlunuzum.
BEDİA : (Şaşkın.) Oğlum mu?
ALTIN BOYNUZ : Evet hanımefendi. Hep benim
gibi bir erkek evlat istememiş miydiniz?
BEDİA : (Üzgün.) Evet. Hem de çok istedim.
ALTIN BOYNUZ : (Kollarını açarak.) Öyleyse
sarılın bana. Artık sizin oğlunuzum.
BEDİA : (Altın Boynuz'a sarılır. Ağlamaya
başlar.) Oğlum! (Çocuğun yüzünü, ellerini öper.) Sahiden benim oğlum musun
artık?
ALTIN BOYNUZ : Evet anneciğim. Siz
istediğiniz müddetçe oğlunuzum.
BEDİA : (Tekrar sarılır.) Allah'ım! (Yakarır
gibi ellerini açar.) Allah'ım! Sonunda acıdın bana değil mi? Sonunda bu rahimsiz
kadına rahim oldun da bir çocuk yaptın değil mi? Şükürler olsun sana! Şükürler
olsun! (Dişi Kunduz'a.) Ya sen ne olacaksın? Nasıl vereceksin öz oğlunu bana?
DİŞİ KUNDUZ : (Güler.) Sizin için doğurdum
ben o çocuğu. Elbette şimdi size vereceğim.
BEDİA : (Şaşkın.) Benim için mi doğurdun?
DİŞİ KUNDUZ : Tabii ya. Size söyledik ya,
siz nasıl isterseniz, biz öyle oluruz. Siz çocuk istediniz bende sizin için
rahim oldum ve bir evlat doğurdum. Hepsi bu hanımefendi.
BEDİA : (Sevinçten ağlamaklı.) Ah! Hepinizi
çok seviyorum! Benim mutlu ailem! Hepinizi çok seviyorum!
DİŞİ KUNDUZ : Bizlerde öyle hanımefendi.
DENİZ KARTALI : (Gülerek.) Artık yemeği
yapalım mı?
BEDİA : (Ayaklanır.) Ah! Çok afedersin Deniz
Kartalı. Hemen ocağı yakayım ben.
DENİZ KARTALI : Hayır. Durun.
BEDİA : (Şaşkın.) Neden? Ne oldu?
DENİZ KARTALI : Bizler ocak kullanmayız
hanımefendi. Bilmiyor muydunuz?
BEDİA : Anlamadım. Yemekleri pişirmez
misiniz yani?
DENİZ KARTALI : Hayır, hayır. Sadece ocakta
pişirmeyiz yiyeceklerimizi.
BEDİA : Peki ama neden?
DENİZ KARTALI : Bu bir gelenektir
hanımefendi. Yiyecekler, topraktan yaptığımız kaplara konur. Bu kapların odun
ateşine konması ve orada pişmesi gerekir ki toprakla odunun teması olsun.
BEDİA : (Sevinçli.) Çok haklısınız. Her şey
doğal olsun. Olsun da... Nerede pişireceğiz?
DENİZ KARTALI : Ateş yakacağız hanımefendi.
BEDİA : (Şaşkın.) Nereye?
DENİZ KARTALI : (Sehpayı işaret ederek.)
İşte, tam buraya. Yeterince alanımız var burada. Böylece hepimiz, ateşin
etrafına oturabiliriz.
BEDİA : Evin içinde ateş yakacağız öyle mi?
DENİZ KARTALI : Eğer istemezseniz...
BEDİA : Yo, yo... Yakalım. (Gülerek
avuçlarını ovuşturur.) Her şey usulüne göre olmalı. Öyle değil mi oğlum?
ALTIN BOYNUZ : Elbette anneciğim.
BEDİA : ( Çocuğa sarılır.) Canım oğlum!
DENİZ KARTALI : Öyleyse başlayalım. (Deniz
kartalı, Altın Boynuz'a bir baş hareketi yapar.) Hadi bakalım Altın Boynuz, ateş
şarkısı!
(Altın Boynuz, belindeki flütü çıkarıp bir şarkı çalmaya başlar. Bu sırada Bedia,
sobanın içindeki odunları çıkarır, sehpanın üzerine yığar. Diğerleri, kadının
çevresinde dönüp dans ederler.)
BEDİA : (Elindeki çakmağı havaya kaldırarak
bağırır.) Haydi, ateşimiz yansın artık!
(Kapı açılır. İçeriye Murat girer. Kızılderililer biblo gibi hareketsiz
kalırlar.)
MURAT : (Hayret içinde.) Bedia!
BEDİA : (Şaşkın.) Murat!
MURAT : ( Kadının yanına oturur.) Ne
yapıyorsun Bedia? Bu odunların ne işi var burada?
BEDİA : ( Şaşkın.) Ben... Ben...
MURAT : (Kadını koltuğa oturtur.) İyisin
değil mi hayatım? Bir şeyin yok değil mi?
BEDİA : (Ürkek.) Murat?
MURAT : ( Kadının saçlarını okşayarak.)
Söyle bir tanem, söyle.
BEDİA : Ben... Ben, yemek yapamadım Murat.
MURAT : (Gülümseyerek.) Yemek mi? Yemeğin ne
önemi var karıcığım. Yemek falan istemiyorum ben. Sen iyi ol yeter.
BEDİA : Bana vurmayacaksın değil mi Murat?
MURAT : (Şaşkın.) Vurmak mı? Ne vurması
Bedia?
BEDİA : Yemek yapmadım diye vurma bana.
MURAT : Bedia, ben sana ne zaman vurdum?
(Ağlamaklı.) Senin tırnağına bile dokunamam ben.
BEDİA : O zaman, bunu onlara da söyle.
Hepsinin önünde, bana vurmayacağına dair söz vermeni istiyorum.
MURAT : Bedia sen ne diyorsun Allah aşkına?
Kime söyleyeceğim?
BEDİA : (Cevap vermez.)
MURAT : Bedia, güzel karım benim. Hadi gel
seninle biraz dolaşmaya çıkalım. Ne dersin?
BEDİA : Ne dolaşması? Önce söz ver.
MURAT : Tamam Karıcığım. Söz veriyorum.
Herkesin önünde, sana vurmayacağıma dair söz veriyorum. Oldu mu? Hadi, şimdi
gezintiye çıkıyoruz canım. Ceketini getireyim. (Gidecek gibi olur.)
BEDİA : (Atılır.) Nereye?
MURAT : Kudret Beylere hayatım. Gitmek
istersin değil mi?
BEDİA : (Bağırır.) Kudret Beyler ha! Ben
bunamadım Murat! Bana bunak muamelesi yapmaya utanmıyor musun sen? Kudret
Beylermiş! Hah! Doktor Kudret Bey desene sen şuna! Doktora gidelim desene. Öyle
söyle de ağzının payını vereyim değil mi? Doktorluk işim yok benim! İstemem
Kudret mudret! İkiniz bir olup öldüreceksiniz beni değil mi? Planınız buydu
değil mi? Hah hah! Bende aptalım değil mi? (Alaycı.) Çok aptalım değil mi sayın
profesör?
MURAT : Bedia...
BEDİA : Meğer her gün arkamdan öldürme
planları yapıyormuşsunuz da haberim yokmuş. Ah! Aptal Bedia!
MURAT : Öldürmek mi?
BEDİA : Öldürmek ya! Bak Deniz Kartalı.
Kocam dediğim adam, beni öldürmeye çalışıyormuş, gördün mü? Yazıklar olsun sana!
Yazıklar olsun! (Elindeki çakmağı çakarak, odunları tutuşturmaya çalışır.)
MURAT : ( Kadının kollarını kavrar.) Bedia!
Kendine gel ne olur! Ben seni neden öldürmek isteyeyim karıcığım? Neden yapayım
bunu?
BEDİA : Çünkü utanıyorsun benden. (Alaycı.)
Çünkü senin gibi koskoca bir profesöre yakışmıyorum ben. (Ağlamaklı.) Bu
yüzdende o aptal doktorla birleşip beni öldürmeye karar verdiniz. Görüyorsun ya
Deniz Kartalı, neredeyse kanacaktım bu alçak adama.
MURAT : (Kadını sarsar.) Deniz Kartalı da
kim? Allah'ım ne olur aklımı koru!
BEDİA : Bırak beni! Deniz Kartalı kim mi?
Çok merak ettiysen söyleyeyim. Deniz Kartalı benim kocam.
MURAT : (Şaşkın.) Kocan mı?
BEDİA : Evet, öyle. Altın Boynuz da oğlum.
MURAT : Oğlun ha?
BEDİA : Oğlum ya! Hep içten içe ezdin beni.
Çocuğum olmuyor diye kınadın. İçinden içinden sövdün hep kadınlığıma değil mi?
Bunları bilmiyor muyum sanıyorsun? Doğru, sen benim aptalın biri olduğumu
düşünüyorsun. Unutmuşum. Ama değilim Murat! Ben her şeyi biliyorum. Her şeyi...
Ve bak, artık bir çocuğum var! (Altın Boynuz'a sarılır.) Hem de aslan gibi bir
oğlan çocuğu!
MURAT : (Acıyarak.) Oğlun, o mu Bedia?
BEDİA : Evet! (Deniz Kartalı'nın yanına
gider ve ona sarılır.) Bu da kocam. (Bağırır.) Aç o gözlerini! Bak ve gör! Gör
de kahrol. Yıllardır bana çektirdiklerinin cezasını çek şimdi!
MURAT : (Gözlerini elleriyle kapamış,
ağlamaktadır.) Bedia, yapma...
BEDİA : (Deniz Kartalı'nı öper.) Bak bize
Murat! Bak bize dedim sana!
MURAT : Bedia, onlar...
BEDİA : Ne olmuş onlara? Harika insanlar
onlar. (Hareketsiz duran kızılderililerin etrafında dans eder gibi dolanır.) Her
istediğimi yapıyorlar. Hem de her istediğimi!
MURAT : Bedia...
BEDİA : Her şey, ben nasıl istersem öyle
oluyor. Her şey!
MURAT : Bedia.... (Yere çöker.)
BEDİA : Ne var?!
MURAT : Bedia, onlar canlı değiller ki!
BEDİA : (Kızgın.) Sen ne diyorsun be adam!
MURAT : Onlar sadece biblo Bedia. Biblo
onlar.
BEDİA : (Kuşkulu.) Hayır.
MURAT : (Kadının ayaklarına kapanır.) Güzel
karım benim! Sen benden ne istedin de ben yapmadım? Sen mutlu ol diye neyim var
neyim yoksa feda etmeye hazırım ben. Şu dünyada senden daha çok değer verdiğim
hiçbir şey yok! Hiçbir şey! Nasıl olurda benim sana kötü davrandığımı söylersin?
Nasıl Bedia? Nasıl?... (Ağlamaya devam eder.)
BEDİA : (Acıyarak.) Murat...
MURAT : Ömrümü sana adadım ben Bediam. Sen
iste... sen iste onu da feda ederim. Yeter ki iste, her şeyden vazgeçerim inan.
BEDİA : Ya matematik?
MURAT : Umurumda mı sanki matematik?!
BEDİA : (Küçümseyerek.) İlk aşkım derdin
onun için.
MURAT : Bıktım ondan!
BEDİA : (Kuşkulu.) Demek bıktın.
MURAT : (Ayağa kalkar.) Evet bıktım. Senden
başka her şeyden bıktım Bediam! Sayılar, işlemler, ispatlar, mutlak doğrular...
Aahh!! Hepsinden bıktım. Senden başka hiçbir şey istemiyorum artık.
BEDİA : Tüm o saydıkların, her şeyden
değerliydi senin için.
MURAT : Senden değerli değil Bediam!
BEDİA : (İkircikli.) Ben...
MURAT : (Kadının kollarını tutar.) Sen benim
tek aşkımsın Bedia. Ne dersen de bana ama seni sevmediğimi, seni üzdüğümü
söyleme. Evet, seninle istediğin kadar çok ilgilenemedim. Lanet olsun işlerime!
Bundan sonra, her zaman yanındayım Bediam. (Kadına sarılır.) Hep yanında
olacağım karım benim! Güzel karım! Çok seviyorum seni! Çok seviyorum!
BEDİA : Seviyor musun?
MURAT : (Yalvarır.) İnan bana Bedia. Her
şeyden çok seviyorum seni.
BEDİA : (Deniz Kartalı'na.) Duydun mu?
Seviyormuş beni.
DENİZ KARTALI : (Fısıldar.) Yalan.
BEDİA : (İrkilerek.) Yalan!
MURAT : Yemin ederim Bedia. Yalvarıyorum
inan bana. Seviyorum seni!
BEDİA : Onlar yalan olduğunu söylüyorlar
ama!
MURAT : (Kızgın.) Onlar kim?!
BEDİA : Kızılderililer.
MURAT : Bedia! İnanma onlara. Yalan söyleyen
onlar.
BEDİA : (Ağlamaklı.) Ama... onlar beni
seviyorlar.
DİŞİ KUNDUZ : (Fısıldar.) Evet. Seviyoruz
sizi.
KIZILCA ARI : (Fısıldar.) Çok seviyoruz.
BEDİA : (Sevinçli.) Çok seviyorlar beni.
Bana yalan söylemezler!
MURAT : (Çaresiz.) Ya ben Bedia? Ya ben...
ALTIN BOYNUZ : (Ağlamaklı.) İnanma ona anne.
BEDİA : (Kızgın.) Hayır! İnanmıyorum! Sen
yalancısın Murat! Sevmiyorsun beni! Onlar kadar sevmiyorsun.
MURAT : Demek inanmıyorsun bana, öyle mi
Bedia? Onları seçiyorsun öyle mi?
ALTIN BOYNUZ : Bırakma bizi anne.
BEDİA : Hayır! Bırakmıyorum sizi!
MURAT : Bedia. Söyle bana Bedia. Onlar mı
yoksa ben mi?
BEDİA : (Şaşkın.) Onlar mı, sen mi? Onlar
mı, sen mi?
DENİZ KARTALI : Siz nasıl isterseniz, biz
öyle oluruz. Nasıl isterseniz.
DİŞİ KUNDUZ : Sizin için rahim olur, çocuk
doğururuz.
MURAT : Bedia?
KIZILCA ARI : ( Gülümseyerek.) Sizin için
kartal tüylerinden kolyeler yaparım.
ALTIN BOYNUZ : Flüt çalarım size anneciğim.
Türküler söylerim.
MURAT : Bedia. Söyle.
KIZILCA ARI : Bakın şimdiden bir kolye
yaptım sizin için. Daha neler neler yaparım.
ALTIN BOYNUZ : Sizi tatile çıkarırım.
Birlikte bir yelkenliye bineriz. Dümene siz geçersiniz. Siz nereye gitmek
isterseniz oraya gideriz. İsterseniz hemen, yarın gidelim anneciğim.
MURAT : Bed...
BEDİA : Onları seçiyorum!
MURAT : (Ellerini tutar.) Yapma karıcığım.
Gel benimle. Yapma ne olur...
ALTIN BOYNUZ : Anne...
BEDİA : (Ellerini çeker.) Evet! Evet!
Onlarla kalıyorum Murat. Git buradan. Bizi yalnız bırak. Ben bu aileye aitim
artık.
MURAT : (Şaşkın.) Gideyim mi?
DENİZ KARTALI :
Gitsin.
BEDİA : (Sessiz.) Git.
MURAT : Yapma Bedia...
DİŞİ KUNDUZ : Burada ona yer yok
hanımefendi. Gönderin onu.
BEDİA : Git Murat. Git buradan.
MURAT : (Başı öne eğik.) Peki Bedia.
Giderim. Yeter ki sen mutlu ol. (Çıkar.)
BEDİA : (Arkasından gidecek gibi olur.)
Murat...
DENİZ KARTALI : (Kadının kolunu tutar.)
Durun hanımefendi. Çok doğru bir karar verdiniz. Şimdi bunu uygulamalısınız. O
adam sizi öldürecekti. Unuttunuz mu yoksa?
BEDİA : (Tereddütlü.) Evet, ama...
DİŞİ KUNDUZ : En doğrusunu yaptınız
hanımefendi. Sizinle gurur duyuyoruz.
BEDİA : Öyle mi dersiniz?
DİŞİ KUNDUZ : Tabii. Siz her şeyin en
doğrusunu bilirsiniz.
DENİZ KARTALI :
Siz, harika bir kadınsınız hanımefendi.
ALTIN BOYNUZ : Harika bir kadın ve harika
bir anne.
BEDİA : (Sevinçli.) Sahi mi?
ALTIN BOYNUZ : (Kadının boynuna sarılır.)
Hem de dünyadaki en fedakar annesiniz. Benim için, oğlunuz için, ondan
vazgeçtiniz. Hem de hiç düşünmeden. Bunu her kadın yapamazdı anneciğim.
BEDİA : Oğlum benim! Senin için her şeyden
vazgeçerim.
KIZILCA ARI : (Bedia'nın boynuna bir kolye
geçirir.) Bunu sizin için yaptım.
BEDİA : (Sevinçli.) Ah! Çok güzel bir şey
bu!
KIZILCA ARI : Bu kolye, sizi kötü ruhlardan
korur. Bunu boynunuzda taşıdığınız sürece, kimse size zarar veremez.
BEDİA : (Üzgün.) Kimse incitmesin artık
beni.
DENİZ KARTALI :
Bir anlamı daha var bu kolyenin.
BEDİA : (Meraklı.) Öyle mi? Nedir?
DENİZ KARTALI :
Bu kolyeyi takarak, kabilemizin koruyucusu ve öğreticisi olmayı kabul
etmiş oluyorsunuz hanımefendi.
BEDİA : Yani bende artık bu kabileye dahilim
öyle mi?
DENİZ KARTALI :
Elbette! Hep öyleydiniz zaten.
BEDİA : Üstelik koruyucu ve öğretici olarak.
DİŞİ KUNDUZ : Çok iyi bir öğretici
olacağınızdan eminim hanımefendi.
BEDİA : (Sevinçli.) Öğreticilik! Bu benim
mesleğim Dişi Kunduz!
DİŞİ KUNDUZ : (Gülümseyerek.) Biliyoruz
hanımefendi, biliyoruz. Ama bu sefer, eskisi gibi olmayacak. Asla emekli olmak
zorunda kalmayacaksınız bu işinizden.
DENİZ KARTALI : Hiç kimse sizin yetersiz bir
öğretici olduğunuzu düşünmeyecek.
KIZILCA ARI : Ağzınızdan çıkan her söz,
bizim ilmimiz olacak. Size, kimsenin duymadığı kadar saygı duyacağız.
ALTIN BOYNUZ : Sizde bizi bırakıp
gitmeyeceksiniz anneciğim.
BEDİA : (Hüzünlü.) Neden bırakayım oğlum?
ALTIN BOYNUZ : Diğer öğrencilerinizi
bıraktığınız gibi, bizi bırakmayacaksınız biliyorum.
BEDİA : Bir gün anlarsın onları neden
bıraktığımı yavrum. Ama siz... sizi asla bırakamam. Ölümüm söz konusu olsa bile
ayrılmayacağım sizlerden.
DENİZ KARTALI :
(Aralarına girerek.) Mutlusunuz değil mi hanımefendi?
BEDİA : Nasıl mutlu olmam? Çok mutluyum.
Çok...
DİŞİ KUNDUZ : (Gülerek.) Bu bizleri de mutlu
eder.
BEDİA : (Dalar.) Hep bir oğlum olsun
istemiştim. Bana onu verdiniz. Bana kadınlığımı, analığımı geri verdiniz.
DİŞİ KUNDUZ : (Eğilir.) Görevimiz buydu.
BEDİA : Mesleğime aşıktım. Öğretmendim ben.
Hem ne öğretmen! Bütün öğrencilerim, bir an bile ayrılmazlardı eteğimden. (Derin
bir iç çeker.) Çocuğum yerine koyardım hepsini. Çok severlerdi beni. Ama... ama
bırakmak zorunda kaldım. (Hiddetlenir.) Yapamıyordum işte. Yapamıyordum...
DENİZ KARTALI :
Şimdi yapacaksınız.
BEDİA : (Yumuşar.) Evet. Bana işimi geri
verdiniz.
DENİZ KARTALI :
Yeter ki siz mutlu olun.
BEDİA : (Ağlayarak.) Sağ olun... Sağ olun
benim biricik ailem. Benim güzel kabilem...
DENİZ KARTALI : Artık herkes mutlu olduğuna
göre, ateşimizi yakabiliriz değil mi hanımefendi?
BEDİA : (Sevinçle.) Elbette!
DENİZ KARTALI : (Parmağını şaklatır.)
Öyleyse ateş şarkısı başlasın Altın Boynuz!
(Altın Boynuz flütünü çalmaya başlar. Bedia odunların başına oturur. Çakmağı
çakacağı sırada kapı açılır. Murat, üzerinde kızılderili kostümleriyle içeriye
girer.)
BEDİA : (Şaşkın.) Murat, sen...
MURAT : (Gülerek kadının yanına oturur.)
Haydi, ateşimiz yansın artık!
SON
BENİM GÜZEL KABİLEM
(Tek perdelik kısa oyun)
Yazan
Angie
|