Gösterim: 441 - Yazar:
kartal tuyu - Ocak 11 2010 20:58:35
Yavaş yavaş yürüdüm uzunca bir süre. İzlediğim patika yol, beni cangılın derinliklerine doğru götürüyor. Bazen evlere yakın yerlerde, birkaç insan bir görünüp bir kayboluyor. Orman çok güzel, kimi yerler el değmemiş gibi, sarmaşıklar birbirinin içine dolanmış, ağaçlara dolanmış, ağaç olmuşlar. Kalın gövdeli ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyor, bazı yerlerde gökyüzü görünmüyor bile.Yeşilin farklı tonları, ara ara ışık oyunlarıyla kendini gösteriyor. Bazen durup etrafı hissediyorum; hem ıssız hem nefes kesecek kadar güzel..
Derken Min ile geldiğimiz vakit, yanında kocaman bir manda gördüğüm evin önünde buldum kendimi. Sevindim, demek ki doğru yoldayım dedim kendi kendime. Kucağında bir çocuk taşıyan çıplak ayaklı bir kız beni aniden karşısında görünce önce şaşırdı, sonra da fotoğrafını çekmem için bana poz verdi. Hemen yanında kuzular vardı. Bu evi ilk gördüğümde çok sevimli bulmuştum, manda ve kuzular da bu sevimliliğin ayrılmaz parçalarıydı. Yerli kızla karşılaşmak da hediyesi oldu..
Patika yolu devam ettim, içimden çıplak ayakla yürümek geçti ama, bu gecikmeme neden olur diye vazgeçtim. Aklım Min ile izlediğimiz yolu düşünedursun, önüme çıkan minik yol ayrımları tereddüte düşmeme neden oluyordu. Bir ara dönüp dolaşıp aynı evin yanına çıkınca iyice afalladım. Farklı sapağı deneyerek devam ettiğim yolu bir süre izlediğimde sonradan kaybolduğumu anlayacaktım. Kaybolduğuma inanmak uzun zamanımı aldı, mutlaka ve mutlaka evi bulacağıma olan inancım, verdiğim sözü tutma nedenim üzerinde baskı yaratıyordu. Etrafta yönümü soracak kimseler de yoktu. Hem neyi, nasıl soracağımı da bilmiyordum. Yine de gözlerim birilerini aradı. Yol biraz genişleyince biraz umutlandım, belki bir yerleşim yeri görürüm diye. Ve az ilerde yol kenarında oturan kadınları gördüm. Beni görünce hep beraber dönüp bana baktılar. Kathmandu yolunu sormaya çalıştım, anlamadılar. Kathmanduyu birçok biçimde söyledim, yine anlamadılar. Güldüler, sadece güldüler.
Çaresiz yola devam ettim. Endişelenmeye başlamıştım. Eğer ormandan çıkmadan hava kararırsa bu benim için iyi olmazdı, gece ormanda kalmak istemezdim. Kathmandu yoluna doğru yönümü çevirip daldım, yolu izi olmayan patikaların içine. Hızlı hareket ediyordum. Hiç tahmin etmediğim bir yerden bir çocuk çıktı önüme. Çocuğa yolu sordum. Para istedi. Tamam dedim. Ve önüme düşen küçük ayaklarını takibe başladım. Asfalta çıktığımızda rahat bir nefes aldım. Ve bazen gözü karalıkla cesareti karıştıran tarafıma serzenişte bulundum. Çocuğa biraz para verdim, verdiğim parayı beğenmedi. Biraz daha verdim, yine beğenmedi. Biraz daha fazla verip yüzüne baktım kararlı kararlı. Yol kenarında yarım saate yakın bir araç geçsin diye beklerken zaten hava da kararmıştı..
Yorgun argın otele ulaştığımda hemen uzandım ve uykuya yenik düştüm. Aklımın bir köşesinde şaman kadına verdiğim sözü tutamamış olmak, cangılın içinde kaybolmaktan daha çok incitmişti beni, daha çok koymuştu. Boğazımda bir düğüm var gibiydi, sanki yutkunamıyordum..
Bunun bir anlamı var mıydı? Şaman kadının evini neden bulamamıştım? Neden içimdeki rehber bana yardım etmemişti? Belki de zihnim onu duyamayacak kadar koşuşturma ve endişe içindeydi! Yine de değişik bir gün olmuştu ve yarın sabah soluğu Min in yanında alacağımdan emindim, tekrar deneyecektim.
Min e tekrar bana eşlik etmesini kabul ettirmek uzun sürdü. En sonunda beni şamana götürmesi halinde ona para vereceğimi söyledim. Tekrar yola düştük. Cangıla tekrar girdiğimizde kafamda düşünceler vardı. Şamanın evinde kalmak istiyordum ama oğlundan hoşlanmamıştım. Gündoğumuna yetişmeyi denemek bir tarafa yolu bulamayacağım dünden belli olmuştu. Ne yapmak gerektiğini bilemez haldeydim, çözüm sanki orada gelecekti; yaşlı kadını gördüğüm o anda..
Eve ulaştığımızda ordaydı. Min den dün söz verdiğim halde elimde olmadan sözümü tutamadığım için özür dilediğimi söylemesini istedim. Üzgün olduğumu. Başını salladı usulca. Min konuşmaya devam etti. Düşünüyordu, az konuşuyor, arada da bana bakıyordu. Sanki bugüne dek aradığım ama görmememe rağmen bildiğim bir açıklık ve yakınlıkla ona baktım. Kadim zamanlardan gelen ışığın bilgi ve tecrübesini taşıdığına olan inancım onun yanında ne olursa olsun kalma isteğimi çoğaltıyordu. Birden kafamda bir ışık çaktı. Onu otele davet edecektim. Min’e bunu sormasını istedim; benimle gelir miydi. Önce birkaç saniye düşündü ve sonra 'olur' dedi. Bir süre evin içinde oturduk, torunlarının oynayışlarını seyrettim; arada onlara seslenişini. Ruhunun ve yaşayışının paralel dünyasını düşündüm. Gündelik hayatın normal gidişatına ayak uyduran tarafı basit, sade ve doğal yaşayışıyla akıyordu. Kocasını kaybetmişti. Çocukları vardı ve şimdi de torunları olmuştu. Yerin ve göğün bilgisinden süzülen akım ona açıktı ve davulunun ritminin kalp atışlarında onu arıyor ve paylaşıyordu..
Hep birlikte yola düştük yeniden. Rüzgar tatlı tatlı esiyor. Kadının varlığından yayılan yumuşak etki yürüyüşündeki ritmle birleşiyor. O an dönüp Min e bakıyorum, yürüyüşündeki telaşın onun bir parçası olduğunu anlıyorum. Ben araftayım, henüz farkındalıklarımı yaşam ritmimle birleştirebilmiş değilim. Her ikisinin de farkındayım. Hissedişlerimin arttığını ve kararlılığımın zirve yaptığının da..
Cangıldan çıktıktan sonra Min den ayrılıp otelin yolunu tuttuk. Arada birbirimize bakıp gülümsüyoruz. O hiç konuşmaya çalışmıyor, sessiz. Ben de konuşmuyorum, arada konuşurken bulduğumda kendimi hemen susuyorum. Otele ulaştığımızda onu Rupeesle tanıştırdım, meraklı bakışlarına verecek bir cevap bulamadım, misafirim olduğunu söylemekle yetindim. Ardından birlikte odaya gittik. Yatacağı yeri gösterdim, banyoyu ve etrafı da..
O akşam gün batımında birlikte ritüel yaptık. Davuluna her vuruşunda o vuruşu içimde hissettim. Başımdan aşağıya pirinç taneleri döktü. İyi niyetiyle yıkadı beni. Kutsadı. Aramızda bir bağ oluştu. Ve sonrasında beni göstererek her iki elini kuvvettlice birleştirdi ve sıktı. Bu aramızda kuvvetli bir bağ var demekti artık..
Onu anlamıştım, o da beni anlamıştı..
'Hindistan yolu' Yol hikayeleri Selma Akar www.sirtcantam.com.tr