Gösterim: 580 - Yazar:
kartal tuyu - Ocak 16 2010 22:24:33
Her nerede doğanın birebir içinde yaşayan bir insan varsa orada bir şaman vardır...
Şamanın yaşamı; tanımların ötesinde, kalıpların ötesinde bir yaşayıştır, şaman; doğanın içindeki devinimleri, kendi yürek atışında duyan ve bundan yola çıkarak her şeyin bir ruhu olduğuna ilişkin kavrayışa, kendi insanlığının sınırlarının dışına taşarak bakabilendir...
Bir otla, bir böcekle, bir ağaçla aynı yaşam hakkına eşit derecede sahip olduğunu bilir. Yeryüzünde ve gökyüzünde varolagelmekte olan ne varsa varoluşun kopmaz halkaları ile birbirine bağlı olduğunu, birbirini etkilediğini görür. Ve bu biliş ve öngörüyü yaşamına taşır. Bir insanı şaman inancına çeken de, onu yaşamasına imkan veren de işte bu saygıdır.
Öteden beri, varoluşunun başlangıcından beri insan doğayı anlamaya çalıştı. Doğada olanlardan, döngüsel devinimlerden, güneşin, ayın ve havanın etkilerinden bağımsız olmadığını anladı. Gökyüzünü ve yeryüzünü anlamaya çalıştı. Hastalıkların nedenini, sağlığın önemini...
Ve bitkilerin, hayvanların, güneşin, ayın, rüzgarın aslında 'yardımcılar' olduğunu gördü. Bir bitkinin kökündeki şifayı bildi. Rüzgarın tohumları döllediğini, yağmurun suladığını, güneşin hayat verdiğini, ayın şeylerin ruhuna doğrudan etki ettiğini bildi. Ve bunların her birinin bir güç olduğunu da...
Her şey bir diğerini yaratıyordu. Aynı zamanda da tüketiyordu da. Bu zincirin halkalarını ayırt etmesini öğrendi. Yaratmaya giden yolla tüketmeye giden yol arasında şamanlar da ayrıldı. Bazıları yaratmanın yolunun izini sürerken, bazıları da tükenişin izini sürdüler.
Şaman, yerin ve göğün, yaşamakta olanla, ölmüş olanın ruhu ile bağlantı kurabilmeyi başaran ve her var oluşun bir diğerine olan etkisinin doğrudan onun gücü ve güçsüzlüğü ile ilintili olduğunu kavrayandı. Doğada var olan 'av' ve 'avcı' olma durumunun insanlar arasında da geçerli olduğunu gördü. Hastalıkların zayıflamış bedenlere nüfuz ettiğini, güçlenmiş bedenlerden uzak durduğunu, ve hastalığın da bir ruhu olduğunu keşfetti. Ve o ruhla temasa geçmeyi başardı...
Şamanın davulu ve davulun ritmi, onu varoluşun kayıp halkalarına yolculuk etmesine imkan verdi. Her bir hayvanın aslında insanın koruyucu ruhu olduğunu ve hayvanların birbirine benzemeyen özelliklerinin onlara uyumlu olan insanlarca etkileştiğini bildi; bir kartalın özgürlünün en yükseklerde uçmasına imkan vermesinin, bir farenin kemirgenliğinin, bir maymunun oyunculuğunun, bir geyiğin saflığının, bir kurdun dostluğunun rastlantısal olmadığını ve bunların insanlardan ayrı olmadığını da...
Şaman; insanın doğadan kopuşu ile kendine ve doğaya yabancılaşmasının koparttığı kayıp halkanın adıdır. Şamanın yolu; şamanik yaşayış ve şamanik bakışla insanın kendi varlığının arketipine ulaşmasının yoludur. Ve bu yol kendi izini süren her insanın karşılaşacağı bir yoldur. Şamanın yolu doğanın yoludur ve doğanın yolu kendi gerçeğini arayan insanın yoludur...
Derler ki 'niyette başarısızlık yoktur, vazgeçiş vardır'. Vazgeçmeyen her insan varlığındaki şamanı er ya da geç ortaya çıkaracaktır. Kendi doğallığına doğru yol alacağı, gerçeğin yönüne doğrulacağı o anda...
Bütün Şamanlara selam olsun...