Gösterim: 499 - Yazar:
kartal tuyu - Ocak 18 2010 23:01:37
Şamanla birlikte geçen 5 özel gün sonrasında ayrıldık, o kendi yaşamına geri döndü, ben kendi yaşamıma. Evinden ayrı geçirdiği günler sonrasında gitmek için duyduğu istek gözümden kaçmadı. Bildiğim bir şey vardı; burada da yerine oturmuştu; insanın kendini 'kendi' gibi hissettiği özel bir yeri vardı ve olmalıydı da. O kendi yerine gitmek üzere adımlarını hızlandırmıştı, oysa benim gidecek kendi yerim yoktu, yollardaydım ve yolculuğum devam ediyordu...
Gidişinin ardından odada kendimle kalmıştım, birşeyler olmuştu. Birlikte paylaştığımız ritüeller, içimdekinin henüz kıyısındaydı, henüz olanları içselleştirememiştim. Ritüellerin önemini biliyordum, içimdeki o yere dokunmalarının değerini de...
Eski zamanlarda ritüellerin, modern insanın garip diye nitelendirdiği ayinlerin amacı ve gerçek etkisi, insanları yalnız bilinçli değil, bilinçdışındaki yaşamında bir değişim talep eden dönüşümünün zor aşamalarında yönlendiren bir önemdeydi. İlkel olarak adlandırılan toplumlarda oldukça önemli bir yer işgal eden geçiş ayinlerinin önemi bilinirdi; doğum, ölüm, ayrılık, ad verme, evlilik, ergenlik gibi geçişlerde, zihnin geride bırakılan aşamanın alışkanlıklarından, bağ ve yaşam düzenlerinden kesin biçimde koparılması çok önemliydi. Yoksa insan geçmişte yaşamaya devam ediyordu, bedeni başka, düşüncesi başka ve duyguları başka başka yerlerde kaldığı halde...
Geçiş ayinleri insanın olgunlaşması ve ilerlemesi adına hem kendisi hem de etrafındakileri etkiliyordu. Sonrasında insan yaşam macerasını yeni durumunun biçimlerine uygun olarak yeniden doğmuşcasına sürdürebiliyordu. İnsan ruhuna, onu geri çekmeye çabalayan belirli insan fantezilerinin aksine ileri götüren simgeleri sağlamak her zaman mitoloji ve ayinin başlıca görevi olmuştu...
Doğrusu aramızdaki yüksek nevrotiklik oranı böylesine etkili bir ruhsal yardımcının çöküşünden kaynaklanıyor olabilir. Çocukluğumuzun arındırılmamış imgelerine takıntılıyız ve bu yüzden de yetişkinliğimizin gerekli geçişlerine karşı uyum sorunu yaşıyoruz; 'enerjilerimiz yavan, modası geçmiş bir oyuncak odasında, denizin dibinde kilitli kalsın diye'.*
Olanlar, şamanın enerjimde gerçekleştirmeye çalıştığı akışın sağlıklı olması ile ilgiliydi. Başımdan üzeri attığı pirinç taneleri, sembolik anlamda bereketi çağırıyordu. Şarkısı evrene bir sesleniş, davulu ise üzerine binip gittiği atıydı. Benim hiçbirşeyim yoktu, ne atım vardı, ne de bilgim. Herşeyi yaşamın materyalist dayatmalarının penceresinden çıkarak kendi gökyüzümde uçmaya çalışan tarafıma borçluydum. Yine de eksiktim veya aslında içimdeki gerçek bilginin kanatları açılmıştı da uzun zamandır kullanmadığım kanatlarım uçmayı unutmuştu. Hatırlamaksa zordu, yine de imkansız olmadığına inanıyordum. İçimdeki şamana güveniyordum...
Odada onun hatırasıyla birkaç gün daha geçirdim ve Nagarkot'un içimde yer eden sisli dünyasından ayrılıp Kathmandu'ya hareket etmek üzere tekrar yollara düştüm...
*Kahramanın sonsuz yolculuğu, Joseph Champbell
hindistan yolu- Yol hikayeleri- Selma Akar
www.sirtcantam.com.tr