Kızılderili Net Kabilesi - Bu kullanıcının Köşe Yazıları: kartal tuyu
Eylül 09 2010 07:31:15

Köşe Yazıları
kartal tuyu
» Patehakuzi
kartal tuyu
» Geçiş ayinleri
kartal tuyu
» şaman hakkında
kartal tuyu
» şamanik yardım
kartal tuyu
» Farkındalık
kartal tuyu
» Bhagavad Gita
kartal tuyu
» Kral kobra
kartal tuyu
» İçimdeki şaman
kartal tuyu
» Şaman ritüeli
kartal tuyu
» Şamana giden yol
En Son Dökümanlar
· Wayra
· Buffalo
· Kızılderili Kadınları
· R.Carlos Nakai
· Walela - Biografi
Kızılderili Net Kabilesi
· Köşe Yazısı Ekle ( Savaşçı )
· Resim Ekle
· Haber Ekle
· Döküman Ekle
· -----------------
· Üye Resim Galerileri
· Kızılderili E-Kart
· Basında Biz
Kabile Projeleri
· Benim Güzel Kabilem
· Kızılderililer ve Türkler
· Kızılderili Sözlüğü
· Hft. Sözü ve Resmi Arşivi
Kızılderili Kabileleri
· Cheyenne Kabilesi
· Kara Ayak Kabilesi
· Anishinabek Kabilesi
· Nez Perce Kabilesi
· Apache Kabilesi
· Cherokee Kabilesi
· Sioux Kabilesi
· Comanche Kabilesi
· Comanche Kabilesi
Biografiler
· Oturan Boğa
· Şef Joseph
· R.Carlos Nakai
· Walela
· Wayra
· Şef Seattle
Kızılderili Dökümanları
· Kızılderili Sözleri
· Wounded Knee Katliamı
· Little Bighorn Savaşı
· Şef Seattle'ın Mektubu
· M.Brando Oscar Töreni
· 10 Kızılderili Yasası
· Gözyaşı Yolu
· Buffaloların Önemi
Kızılderili Filmleri
· Kurtlarla Dans
· Yeni Dünya
· Into The West
· Son Mohikan
· Gri Baykuş
· Dolaptaki Kızılderili
· Apocalypto
· Pathfinder
· Sage Irmağın'da Mucize
· Geronimo
Kızılderili Kitapları
· Mi Taku Oyasin
· Yeryüzüne Dokun
· Kız Kulesindeki Kızılderili
· Papago Kadını
· Küçük Ağacın Eğitimi
· Geronimo
· Kurtlarla Dans
· Kutsal Yol
· Beyaz Diş
· Onlar Hep Ordaydı
· Beyaz Şaman
· Kızılderililer ve Türkler
· Kızılderili Katliamı
· Kalbimi Vatanıma Gömün
· Kartallar Sonsuz Topraklarda Uçuyorlardı
· Kızılderili Felsefesi
· Yaşamın Bilgeliğinden Ruhun Gökkuşağına
· Kızılderili Soykırımı
· Kızılderili Çığlığı
· Flüt Nağmeleri
· Kızılderili Tarihi
· Kızılderili Mitolojisi
· Örümcek Kadının Ağı
· Dolaptaki Kızılderili
· Kızılderilinin Dönüşü
· Esrarlı Kızılderili
· Kızılderilinin Çocukluğu
· Kızılderilinin Şarkısı
· Kızılderili Hikayeleri
· Kızılderili Şefin Bildirgesi
· Bir Kızılderili Öyküsü
· Kızılderili Çocuklar
· Ixtlan Yolculuğu
· Kızılderililerin Dinleri
· Kızılderili Efsaneleri
· Kızılderililerde Burçlar
Kızılderili Müzikleri
· The Last Of The Mohicans
· Mohican's Chapter I
· Mohican's Chapter II
· Sacred Woman
· While The Eagle Sleeps
· Ceromony To Mother Earth
· Spirit Winds
· Romances Melody
· Sacred Spirit I
· Heart Of The World
· Sacred Spirit III
· Pray
· Shaman Of Peru
· Mythic Dreamer
· In Medicine River
· Lakota Ceremonical Songs
· Kokopelli's Cafe
· An American Indian
· Indian Music
· Native Healing
· Craig Chaquico 1994
· The Red Road Ensemble
· llaqtamasimusica Dalle
· 6 sacred spirit I2
Kızılderili Hikayeleri
· İyilik ve Kötülük
· Cırcır Böceği
· Kızılderili ve Ay
· Ağaçların Arkasını Gören
· Man-Hot-Tan
· Iroguois Yaradılış Efsanesi
· Kızılderili ve Şarkılar
· Ulu Manitu
· Mısır Kabuğu Bebeği
· Barış Çubuğu Efsanesi
· Diğer Hikayeler
Kızılderili Gazeteleri
· Indian Country
· Native Times
· Nativechat News
· Native Magazine
Kızılderili Radyoları
· Radyo Gon
· Radyo Native
· Pow Wow Radio
Kızılderili Yapbozları
· Geyik
· Igloo
· Great Basin
· Navajo Hogan
· Plains Tepee
· Polar Beer
· Seminole Home
· Buffalo
· Büyük Kanyon
· California Teepee
· Igloo
Dost Kabileler
· Karıncalar Turizm
· Vizor Grafik
· Dutluok Kabilesi
· Magosa Net
· Kule Canbazı
· Sorgun Org
· Karınca Kararınca
· LaHoya
· Atatürk Forum
· Don Kişot
· Zirve Dağcılık
· Yalnız Kartal
· Cem Kerem
· Bozuk Pusula
Kızılderili Burçları
Yabankazı
22 Aralık - 19 Ocak


Su Samuru
20 Ocak - 18 Şubat


Puma
19 Şubat - 20 Mart


Kartal
21 Mart - 19 Nisan


Kunduz
20 Nisan - 20 Mayıs


Geyik
21 Mayıs - 20 Haziran


Ağaçkakan
21 Haziran - 22 Temmuz


Mersin Balığı
23 Temmuz - 22 Ağustos


Ayı
23 Ağustos - 22 Eylül


Karga
23 Eylül - 23 Ekim


Yılan
24 Ekim - 21 Kasım


Wapiti
22 Kasım - 21 Aralık

MSN & Facebook
MSN
yesiltuy@kizilderili.net
kartal tuyu
Bu kullanıcının Köşe Yazıları:
Jan, 24 -10 10:11
 Patehakuzi (0)
Jan, 18 -10 23:01
 Geçiş ayinleri (0)
Jan, 16 -10 22:24
 şaman hakkında (0)
Jan, 12 -10 18:47
 şamanik yardım (0)
Jan, 11 -10 21:45
 Farkındalık (0)
Jan, 11 -10 21:36
 Bhagavad Gita (0)
Jan, 11 -10 21:31
 Kral kobra (1)
Jan, 11 -10 21:23
 İçimdeki şaman (0)
Jan, 11 -10 20:58
 Şaman ritüeli (0)
Jan, 11 -10 20:55
 Şamana giden yol (0)
Patehakuzi
Dharamsala'da Dalai Lama'nın manastırından içeriye girerken kapıdaki mandala* dikkatimi çekti. Büyük bir daire içine yapılmış her bir şekil bir işaret, bir mesaj ve anlamlı bir içerik taşıyordu; biliyordum. İçeriye girdim. Hissettiğim şey buradaki her şeyin sembolik anlamının kişilerin o anlamlara verdikleri değer nedeniyle daha da büyüyor olduğuydu. Bu kültürü bilmesem de, hayatımda ilk defa görüyor olsam da hayatını rahip sıfatıyla salt ruhsal olana kanalize olarak yaşamayı seçen bu insanlara saygı duyuyordum. Burada bulunuşumun nedeni, salt bir beğeninin ötesinde kendi içsel dinginliğime ulaşmak ve iç sessizliği hissetmekti. İnsanların birlikte meditatif halde kaldıkları ortamlarda bu enerji yoğun olduğundan içerde olan herhangi biri bunu hisseder ve o enerjiye uyumlanabilirdi, bunu biliyordum. İstediğim buradaki sessizliğe, dinginliğe ve adanmışlığa kendimi bırakabilmekti; gevşemekti. Aynı anda da bu insanların ve bu mekanın enerjisini hissederek onlarla bir bütünün içinde kalabilmekti..

Doğrusu ritüellerini dinlemek için sabırsızlanıyordum. Önce bir odanın boşalmasını beklemem gerekecekti. Çünkü ritüeller gün doğumuyla başlıyordu..

Odaya döndüm. Uyumak üzere uzandım. Gördüklerimi, hissettiklerimi tekrar ve tekrar düşüne düşüne uykuya geçmek üzere..

Ertesi gün geleneksel Tibet kıyafetlerinin ve el işi giysilerin satıldığı yerleri dolaştım. Yol üstündeki müzik marketlerde birbirinden güzel ezgilerle tanıştım. Aklımda önceden gördüğüm Dalai Lama'nın manastırının girişindeki müzeye gitmek de var. Yol üstünde bir şeyler yemek üzere seyirlik bir masada bir süre konuk olduktan sonra müzeye gitmek üzere yerimden kalktım. Girişte Çin'in Tibet'i işgali ile ilgili bir belgesel izlettiler. Ardından büyük fotoğraflar ile fotoğrafları anlatan betimlerle dolu bir salona girdim. En çok ilgimi çeken göç yollarındaki fotoğraflar oldu. Karlı dağlar içinden yürüyen bir sürü insan, yolda ölen, donan binlerce Tibetli. Anayurtlarından geride sevdiklerini, topraklarını, evlerini ve yaşamlarını bırakarak ayrılan acılı insanlar. İnsan sormadan edemiyor? Niye?

Kafamda bu sorular olduğu halde çıktım. Hava kararmak üzereydi. Yol boyu yürüyen ellerinde mumlar olan bir sürü insan gördüm. Aynı anda da bir şeyler söylüyorlardı. Havanın karanlığına, insanların karanlığına inat ellerindeki mumlarla yolda yürüyen insanların arasına ben de katıldım. Yürüyüş bir mesaj taşıyordu ve bu mesaja ben de yürekten katılıyordum; özgürlük, saygı ve yaşam hakkına...

Tibetliler düşmanlarından öğrendiklerini, bağışlamayı ve sabretmeyi öğrendiklerini düşünürler, buna inanırlar. Onların kitaplarında savaşmak yoktur. Barış yanlısıdırlar ve kendilerine yapılan bu zulümü hiç anlayamadılar, anlam veremediler. Tarihte belki de konu ne olursa olsun şaşırma eyleminin bu denli yoğun yaşandığı tek ülkedir Tibet. Tibetliler hala daha şaşırmaya devam ediyorlar. Anlamaya çalışmaya, affetmeye ve sabretmeye..

Biliyorlar ki aslında olan herşey çok derinlerde ruhsal dersler içeriyor ve karşılaşmalar konu ne olursa olsun insanın bakışını, davranışını, algısını; aslında evrimini tetikliyor. İsyan, kavga, öfke biliyorlar ki esas olanı görmeyi her zaman engelliyor.

İşte bu yüzden Tibetliler saygıyı hakediyor..

Oluşta herşey yer değiştiriyor kendi zamanı geldiğinde. Bu çok ilginç. İnkaların neden yok olduklarına dair inançları bunu çok isabetli anlatır;

''Su ve yağ farklı yoğunluklarda olduğundan birbiriyle birleşmez. İnka geleneğinde her dişinin bir erkeği, her artının eksisi vardır. Erkek; güneş, ateş, rüzgar, dağlar `üst` kabul edilirken, kadın; mehtap, dünya, su ve denizin `alt` olduğuna inanılır..

Hepsinden önemlisi bugün ve merkez üst, geçmiş ve dış çember alt gruptandı. İspanyollar alt gruba uygun bir ortamda İnka toplumuyla karşılaştı. Derileri beyazdı, denizden geldiler. Üst gruptan olan güneşe tapınmaya karşıydılar. Ve dünyanın bilinmeyen bir noktasından,- dış çemberden- gelmişlerdi. İşte bütün bu oluşumlar Patehakuzi'nin (yerle bir olma), habercisiydi. İnka'nın Cuzca'dan yayılan güneşsel gücü yerini okyanus sahillerindeki Lima'dan yayılan Hristiyan güce bırakmalıydı. Üst ve alt yer değiştirilmeliydi...''

Değişim hayatın yasası. Evrendeki kozmik anlayış üst ve altın aynı anda varolmasına izin vermiyor. Anlayış kendi tepe noktasına çıkana dek kendi zamanını yaşıyor. Tibetlilerin de Çin'in işgali ile yaşadığı aslında aynı senaryonun bir parçasıdır. Kızılderililerin başına gelenler de öyle. Aborjinlerin, Perslerin, Sümerlerin, gelmiş geçmiş nicelerinin. Birarada olamıyorlar, anlayışı gelişmiş olan anlamaya, sabretmeye, affetmeye çalışırken(üst), anlayışı gelişmemiş olan öldürmeye, yok etmeye, savaşmaya (alt) çalışıyor. Ve dünya üzerindeki her varoluş kendi adımlarıyla kendi evrimini yaşıyor..

Doğayı gözlemlediğimizde görüyoruz ki dairesel zaman* geldiğinde değişim de geliyor. Ve değişim geldiğinde ise bir önceki çoktan geçip gitmiş oluyor. Eskiden insanların gökyüzünü, yıldızları gözleyerek gelmekte ve gitmekte olanı sezinleyebiliyor olmaları rastlantı değildi. Bu anda ne kadar kör, sağır ve dilsiz olduğumuzu anlamak doğrusal zamanla birlikte alt bir düzlemde yaşadığımızı gösteriyor aslında! Ve gelecek olan alt'ın üst'e doğru kendini terk etmesidir. İşaretlerse bunun yaklaştığını gösteriyor..



*Dairesel zaman: Lineer-doğrusal- zamanın aksine doğal döngülerle kendini ifade eden zaman. Bizim kullandığımız zamanla ilgisi olmayan zaman. Gerçek zaman..

*mandala: Mikrokosmosu gösteren şekiller. Genellikle daire veya kare olan şekiller, her şeyin merkezini sembolize eder ve rahatlamak, bütünü görmek ve merkezi hissetmek için meditasyon nesnesi olarak da kullanılırlar. Mandalalar, evrenin kutsallığını ve içkinliğini hatırlatan önemli işaretlerdir. Budist bağlamda mandalanın amacı; insanın acısına onu aydınlanmaya ulaştırarak son vermek ve hakikate ilişkin doğru görüşe ulaştırmaktır. Mandala insana, evrene, merkeze, dengeye, yollara ve duraklara ilişkin her şeyi kapsar. O gerçekten de sembolik olarak makrokozmosun, mikrokozmosdaki görünümüdür. Onun içindir ki Budist anlayışta önemi büyüktür...


'Hindistan yolu'
www.sirtcantam.com.tr

Geçiş ayinleri
Şamanla birlikte geçen 5 özel gün sonrasında ayrıldık, o kendi yaşamına geri döndü, ben kendi yaşamıma. Evinden ayrı geçirdiği günler sonrasında gitmek için duyduğu istek gözümden kaçmadı. Bildiğim bir şey vardı; burada da yerine oturmuştu; insanın kendini 'kendi' gibi hissettiği özel bir yeri vardı ve olmalıydı da. O kendi yerine gitmek üzere adımlarını hızlandırmıştı, oysa benim gidecek kendi yerim yoktu, yollardaydım ve yolculuğum devam ediyordu...

Gidişinin ardından odada kendimle kalmıştım, birşeyler olmuştu. Birlikte paylaştığımız ritüeller, içimdekinin henüz kıyısındaydı, henüz olanları içselleştirememiştim. Ritüellerin önemini biliyordum, içimdeki o yere dokunmalarının değerini de...

Eski zamanlarda ritüellerin, modern insanın garip diye nitelendirdiği ayinlerin amacı ve gerçek etkisi, insanları yalnız bilinçli değil, bilinçdışındaki yaşamında bir değişim talep eden dönüşümünün zor aşamalarında yönlendiren bir önemdeydi. İlkel olarak adlandırılan toplumlarda oldukça önemli bir yer işgal eden geçiş ayinlerinin önemi bilinirdi; doğum, ölüm, ayrılık, ad verme, evlilik, ergenlik gibi geçişlerde, zihnin geride bırakılan aşamanın alışkanlıklarından, bağ ve yaşam düzenlerinden kesin biçimde koparılması çok önemliydi. Yoksa insan geçmişte yaşamaya devam ediyordu, bedeni başka, düşüncesi başka ve duyguları başka başka yerlerde kaldığı halde...

Geçiş ayinleri insanın olgunlaşması ve ilerlemesi adına hem kendisi hem de etrafındakileri etkiliyordu. Sonrasında insan yaşam macerasını yeni durumunun biçimlerine uygun olarak yeniden doğmuşcasına sürdürebiliyordu. İnsan ruhuna, onu geri çekmeye çabalayan belirli insan fantezilerinin aksine ileri götüren simgeleri sağlamak her zaman mitoloji ve ayinin başlıca görevi olmuştu...

Doğrusu aramızdaki yüksek nevrotiklik oranı böylesine etkili bir ruhsal yardımcının çöküşünden kaynaklanıyor olabilir. Çocukluğumuzun arındırılmamış imgelerine takıntılıyız ve bu yüzden de yetişkinliğimizin gerekli geçişlerine karşı uyum sorunu yaşıyoruz; 'enerjilerimiz yavan, modası geçmiş bir oyuncak odasında, denizin dibinde kilitli kalsın diye'.*

Olanlar, şamanın enerjimde gerçekleştirmeye çalıştığı akışın sağlıklı olması ile ilgiliydi. Başımdan üzeri attığı pirinç taneleri, sembolik anlamda bereketi çağırıyordu. Şarkısı evrene bir sesleniş, davulu ise üzerine binip gittiği atıydı. Benim hiçbirşeyim yoktu, ne atım vardı, ne de bilgim. Herşeyi yaşamın materyalist dayatmalarının penceresinden çıkarak kendi gökyüzümde uçmaya çalışan tarafıma borçluydum. Yine de eksiktim veya aslında içimdeki gerçek bilginin kanatları açılmıştı da uzun zamandır kullanmadığım kanatlarım uçmayı unutmuştu. Hatırlamaksa zordu, yine de imkansız olmadığına inanıyordum. İçimdeki şamana güveniyordum...

Odada onun hatırasıyla birkaç gün daha geçirdim ve Nagarkot'un içimde yer eden sisli dünyasından ayrılıp Kathmandu'ya hareket etmek üzere tekrar yollara düştüm...

*Kahramanın sonsuz yolculuğu, Joseph Champbell


hindistan yolu- Yol hikayeleri- Selma Akar
www.sirtcantam.com.tr



şaman hakkında
Her nerede doğanın birebir içinde yaşayan bir insan varsa orada bir şaman vardır...

Şamanın yaşamı; tanımların ötesinde, kalıpların ötesinde bir yaşayıştır, şaman; doğanın içindeki devinimleri, kendi yürek atışında duyan ve bundan yola çıkarak her şeyin bir ruhu olduğuna ilişkin kavrayışa, kendi insanlığının sınırlarının dışına taşarak bakabilendir...

Bir otla, bir böcekle, bir ağaçla aynı yaşam hakkına eşit derecede sahip olduğunu bilir. Yeryüzünde ve gökyüzünde varolagelmekte olan ne varsa varoluşun kopmaz halkaları ile birbirine bağlı olduğunu, birbirini etkilediğini görür. Ve bu biliş ve öngörüyü yaşamına taşır. Bir insanı şaman inancına çeken de, onu yaşamasına imkan veren de işte bu saygıdır.

Öteden beri, varoluşunun başlangıcından beri insan doğayı anlamaya çalıştı. Doğada olanlardan, döngüsel devinimlerden, güneşin, ayın ve havanın etkilerinden bağımsız olmadığını anladı. Gökyüzünü ve yeryüzünü anlamaya çalıştı. Hastalıkların nedenini, sağlığın önemini...

Ve bitkilerin, hayvanların, güneşin, ayın, rüzgarın aslında 'yardımcılar' olduğunu gördü. Bir bitkinin kökündeki şifayı bildi. Rüzgarın tohumları döllediğini, yağmurun suladığını, güneşin hayat verdiğini, ayın şeylerin ruhuna doğrudan etki ettiğini bildi. Ve bunların her birinin bir güç olduğunu da...

Her şey bir diğerini yaratıyordu. Aynı zamanda da tüketiyordu da. Bu zincirin halkalarını ayırt etmesini öğrendi. Yaratmaya giden yolla tüketmeye giden yol arasında şamanlar da ayrıldı. Bazıları yaratmanın yolunun izini sürerken, bazıları da tükenişin izini sürdüler.

Şaman, yerin ve göğün, yaşamakta olanla, ölmüş olanın ruhu ile bağlantı kurabilmeyi başaran ve her var oluşun bir diğerine olan etkisinin doğrudan onun gücü ve güçsüzlüğü ile ilintili olduğunu kavrayandı. Doğada var olan 'av' ve 'avcı' olma durumunun insanlar arasında da geçerli olduğunu gördü. Hastalıkların zayıflamış bedenlere nüfuz ettiğini, güçlenmiş bedenlerden uzak durduğunu, ve hastalığın da bir ruhu olduğunu keşfetti. Ve o ruhla temasa geçmeyi başardı...

Şamanın davulu ve davulun ritmi, onu varoluşun kayıp halkalarına yolculuk etmesine imkan verdi. Her bir hayvanın aslında insanın koruyucu ruhu olduğunu ve hayvanların birbirine benzemeyen özelliklerinin onlara uyumlu olan insanlarca etkileştiğini bildi; bir kartalın özgürlünün en yükseklerde uçmasına imkan vermesinin, bir farenin kemirgenliğinin, bir maymunun oyunculuğunun, bir geyiğin saflığının, bir kurdun dostluğunun rastlantısal olmadığını ve bunların insanlardan ayrı olmadığını da...

Şaman; insanın doğadan kopuşu ile kendine ve doğaya yabancılaşmasının koparttığı kayıp halkanın adıdır. Şamanın yolu; şamanik yaşayış ve şamanik bakışla insanın kendi varlığının arketipine ulaşmasının yoludur. Ve bu yol kendi izini süren her insanın karşılaşacağı bir yoldur. Şamanın yolu doğanın yoludur ve doğanın yolu kendi gerçeğini arayan insanın yoludur...

Derler ki 'niyette başarısızlık yoktur, vazgeçiş vardır'. Vazgeçmeyen her insan varlığındaki şamanı er ya da geç ortaya çıkaracaktır. Kendi doğallığına doğru yol alacağı, gerçeğin yönüne doğrulacağı o anda...

Bütün Şamanlara selam olsun...










şamanik yardım
Ritüel boyunca bir yanım olanları anlamaya çalışırken, öbür yanım sadece hissediyordu. Her iki yanımın da farkındaydım. Şamanın boynuna astığı küçük çanlardan çıkan sesler, her ritmik sallanışta davulun sesine karışıyordu. Uzunca bir süre davula her vuruşunda kopan sesin doğrudan göğsümün üzerinde bıraktığı yankıyı şaşkınlık ve mutlulukla izledim. Ellerinde yorulmak bilmeyen güce eşlik eden bedensel devinimlerini de..

Kendimi tamamıyla bırakabilsem transa da girerdim, buna eminim. Ama içimde tuttuğum, bırakamadığım, salıveremediklerim gevşememi engelliyordu, bunu da anlıyordum. Kafamın içinden geçen düşünceleri, olaya mantıksal bir yaklaşım göstermeyi tamamen bir kenara bırakmalıydım. Zaten işin mantık tarafında değildim, hissediş tarafındaydım. Ve bu an sadece hissediş zamanıydı, biliyordum. Ondan bana gelen etki, davulun varlığının yardımıyla varlığıma çarpıyordu. Biliyordum, bu şamanik bir yardımdı. Gözlerimi kapadım. Ve birden o sesi duydum; davuldan ve çanlardan çıkan müziğin arasından çıkıp gelen şamanın sesini..

Garip bir şekilde ürperdim, sesi anlatılamaz bir biçimde etrafı birden dolduruvermişti. Gözlerimi açtım, onun gözleri kapalıydı. Kendini tamamıyla şarkısına vermişti, sanki çok uzaklardan gelen bir sesle ordaydı. Sesi üzerimde çok derin bir etki bıraktı. Hiç bitmesin, hiç susmasın istiyordum. Ses bir alçalıp bir yükseliyordu. Ve artık şaman kadın orda değilmiş gibiydi. Davulun vuruşları aynıydı, hiç değişmiyordu. Bu dikkatimi çekti. Her ritmik vuruş sanki beni de kendi ritmime çağırıyordu, aynı anda da kendi ritmine çekiyordu..

Ses bütün varlığıma yavaş yavaş yayılıyordu. İçimden kopmak isteyen yanımla, ortaya çıkmak isteyen yanımı aynı anda etkiliyordu. İçimdeki, sanki bir kenarda durup olanları izliyor gibiydi. Mola vermiş gibi..

Bir süre sonra yavaşladı ve durdu. Durduğunda gözlerini açtı, sesler yavaşladı ve kesildi. Ardından başını öne doğru uzatarak davulu bana verdi. Anladığım oydu ki sıra bana gelmişti. İçimden geldiği gibi vurdum davula. O bir süre sonra sallanmaya başladı, ben de sallanmaya başladım. Bir taraftan da çıkan seslerin ritmik bir düzende ve aynı aralıklarda olmadığının da farkındayım. Bu da içimdeki ritmik uyumsuzluktandı, bunun da ayardındaydım..

Bir süre davulun vuruşlarını çok yakınımda hissettim, elimde bir şaman davulu vardı ve kadim bir bilgeliğin varlığımı onurlandırmasının mutluluğunu ve özlemini aynı anda yaşıyordum. Bu özel bir andı, hem de çok özel bir an..

Durdum ve davulu ona uzattım. Başını salladı, gözlerini 'tamam' dermiş gibi yumdu ve ayağa kalktı. Ritüel bitmişti, kimbilir içimde yeni bir şeyler başlatarak..

Bir süre onu yalnız bıraktım. Ben de yalnız kaldım. Olanları düşündüm. Davulun her vuruşu, insanın kalp vuruşlarına denk geliyordu sanki ve aradaki her boşluk da nefes alış ve verişler arasındaki boşluk gibiydi. Şaman davulları* hakkında bildiklerim yaşadığım bu özel deneyimle birleşmişti..

*Şamanlar bilindiği gibi ayin yapmak için davul kullanır. Davul şamanın bir parçası ve gücünün kaynağına yolculuk ettiği bir araçtır. Kişiseldir. Üzerindeki semboller canlıdır ve temsil ettiği hayvanın gücünü çağırır. Şaman davulun her vuruşuyla bu gücü kullanır...

www.sirtcantam.com.tr
Hindistan yolu- Yol hikayeleri- Selma Akar









Farkındalık
İlginç olan Peru el yazmalarında yer alan bilgilerin şu an yaşamımda ortaya çıkıyor oluşuydu. İnsan olarak her şeyle kurduğumuz ilişkinin, iletişimin enerjinin doğası ile birebir ilgisi olduğu ve ilgimizi ve dikkatimizi verdiğimiz şeyin er ya da geç yaşamımıza çekilmesini görmek insanı özgürleştiriyor ve ruhunu yıkıyordu..

Enerjimiz yükselmeye başladığında ise beklediğimiz, düşündüğümüz şeyler anında karşımıza çıkıyordu. Buna dua-temenni gücü deniyordu. Ve yaşamlarımızın gideceği yönü aslında kendi ellerimizle belirlediğimizi anlatıyordu bu. *

Korku ve kuşkulardan arınamadığımızda ise bu güç hızla çöküyor, korktuğumuz durumların aynı şekilde karşımıza çıkmasına neden oluyordu. Eğer bunu bilinçli olarak yönlendirebilirsek eşzamanlı olaylar denilen karşılaşmalar gerçekleşiyordu. İhtiyaç duyduğumuz, ruhsal çekimler ve deneyimler..

Ne var ki başımıza gelen birçok şey diğer insanlarla birlikte yaşıyor olmamızın sonucunda gerçekleşiyor. Yaşamımızın gidişatında onların beklenti ve davranışlarının da rolü var. İster inanalım, ister inanmayalım varlığımızın kapısını biz açtığımız için veya açık bıraktığımız için bu etkiler içeriye girer ve yaşamımızı yönlendirirler. İnsan izin vermedikçe hiçbir şey o kapıdan içeri giremez; bu bir SIR. İşte tam da bu yüzden yaşamlarımızın akışı aslında bilinçsiz yaşam şekillerinin labirentinde tıkanır. Enerji alanlarımızın çökmesi yaşadığımız korku ve kuşkuların bir sonucudur. Ne kadar çok olumlu düşünür ve farkındalıkla yaşayabilirsek enerji alanlarımız o kadar çok genişler ve rastlantı dediğimiz eşzamanlı olayları yaşamımıza çeker.

Zaten insanların Peru, Mısır, Aborjin, Kızılderili, Şaman, Toltek, Maya, İnka, Mısır kültürlerine çekilmesinin nedeni aynı değil midir? Ya da bunun bir rastlantı olduğu söylenebilir mi? Varoluşumuzun yüreğinde atan kadim bilgiler; modern insanın ilkel olarak adlandırdığı aslında ilk el olan, özgün olan, bozulmayandaydı..

İşte bu da insan yaşamındaki gizemin vücuda gelişiydi; bilinen ve inanılan kader denilen durağanlığın karşısında, yaşamını kendi seçimleriyle ve ilgi ile dikkatinin dümeninde yönlendirme gücünün farkında olan insanın, aslında yaşamın akışına katılarak ve akarak varoluşunu anlamlandırabileceğini görmesiydi..

Aradaki fark ise insanın kurban olmasından kendi yaşamını yaratabilecek gücü olan bir varlığa dönüşmesidir. Bu evrimdir aynı zamanda, ilerleyen yola katılma isteğidir durmak yerine, var olan sistemlerin, şartlanmaların, yönlendirmelerin ve inançların ötesine; ufukların ötesine gitme isteğidir; insanın birebir kendi yaşamını yarattığını farketmesidir..

Kavşak noktaları belki nereye doğru gideceğimizi karıştırdığımız noktalardır, yine de o seçimler yaşamı hissedebileceğimiz ana noktalardır; salt kendi kendimize karar verebiliyor isek, kararlarımızda ve düşüncelerimizde özgür olabiliyor isek. Aslolan ise o kavşak noktalarına gelmezden önce insanın yaşamını ve ruhunu, düşüncelerini aldığımız her türlü etkinin bize ait olmadığının farkındalığıyla yürümekti. İstediğim bu kirliliğin yıkanmasıydı; en başta kendi ruhumda..

Başkalarına değil kendi yaşamıma bakıyordum. Yola çıkma nedenim, yaşadığım ve yaşayacağım şeyleri oluşturuyordu. Korkmadan, tek başıma yola çıkma seçimim; bilmediğim, daha önce görmediğim yerlerde, sezgilerime güvenerek, yalnız sezgilerimi izleyerek tanımadığım insanlarla gerçekleştirdiğim paylaşımları gerçek kılıyordu. Ve bu her an içime bir coşku veriyor ve yarattığım şeyi birebir yaşama ve ondan haz almama neden oluyordu. Bilinmeyen kendi adımlarımla bilinene dönüşüyor, aslında korkacak bir şey olmadığını, her şeyin içimizde olduğunu anlatıyordu bana tekrar ve tekrar. Ve aslında yaşamın bize verilenler değil de gerçekte bir keşif olduğunu..

Ve yol boyunca dokunduğum insanlar da bunu hissediyordu. Yaşamın içinde kadın ve erkeğin aslında birbirinden farklı olmadığını, aynı doğaya, aynı insan doğasına sahip olduklarını görmelerine neden oluyordu belki de. Onların varlığıma dokunması ise içimdekileri netleştiriyordu, yaşama bakışımı zenginleştiriyordu.

Şimdi bulunduğum yer kendi seçimlerimin ve eğilimlerimin bir sonucuydu. Kendi yaşamımı ruhumun açlığını çektiği şeylerin peşine düşerken onurlandırdığım bir noktaydı. İçimde belki ikilemler vardı, hüzünler vardı ama kendi varlığımı taşımak istediğim yere gitme isteğim her şeyin ötesindeydi. Yol boyunca tanıdığım, evlerine misafir olduğum, bana fener olan her insan da bu anlamda kendi yaşam yolumu yaşayabilecek cesareti kendime göstermeme karşılık varoluşun, evrenin bana verdiği hediyelerdi.

Sınırlardan sınırsızlığa doğru yol alırken her birimiz, aslında sınırların kendi içimizde olduğunu anlıyorduk. Anlayışın bir gün gelip te ekilen bir tohum gibi açan bir çiçeğe dönüşeceği o ana dek..


* James Redfield, 9 Kehanet


Hindistan yolu, Yol hikayeleri Selma akar
www.sirtcantam.com.tr

Bhagavad Gita
Bundan çok çok uzun zaman önce dünya üzerinde olan çok büyük bir savaştan bahsedilir. Kuru krallığının başkenti Hindistan için özel bir konuma sahip Hastinapura'dır ve Hastinapura adalet ve erdemle-zamansız etik değerler- yönetilen simgesel bir yerleşimdir. Fillerin kalesi olarak da bilinen bu şehrin bir diğer adı da bilgelik şehridir. Fillerle bilgeliğin eş tutulmasının nedeni; bu hayvanların büyük kulakları ile sesleri çok iyi duyabilmeleri, hassasiyetleri, iyi konsantre olabilmeleri ve tehlike karşısında cesur ve atak davranışları nedeniyledir..

Kral Pandu öldükten sonra yerine ağabeyi Dhiritarashtra gelir. Dhiritarashtra'nın 100 oğlu olduğu söylenir. Bunlardan Duryadhana, 99 kardeşinin özelliklerini taşıyan, hırslı, bencil, maddesel olanın peşinden giden bir doğaya sahip, diğer kardeşlerinde olduğu gibi. Ve Duryadhana' nın büyük kardeşin hakkı olmasına rağmen tahtta da gözü vardır.

Kuravaların tahtı ele geçirmesinden sonra, şehrin etik değerlerinin izinden giden, Prens Arjuna'nın önderliğindeki Pandavalar ile Kuravalar arasında savaş çıkar. Hastinapura eskiden olduğu gibi adil ve bilgelikle yönetileceği günlere geri dönmelidir. Kuravaları temsilen Duryadhana, Pandavaları temsilen Arjuna Hastinapura'nın bilge kişisi Krishna'ya giderler. Krishna ikisine de sorar; 'Orduları mı beni mi istersin?'

Arjuna hiç düşünmeden Krishna'yı seçer. Duryadhana ise orduları. Duryadhana doğası gereği maddi olanın peşinden gider. Arjuna ise bilgeliğin rehberliğini seçmiştir. Krishna Arjuna'ya sorar; Neden beni seçtin diye. Arjuna ise ordulara ihtiyacı olmadığını, bilgelikle yönetilmeye ihtiyacı olduğunu, kendisinin rehberliğinde savaşa girebileceğini ve savaş arabasında atları yönetmesini istediğini söyler. Arjuna Krishna'nın 4 ata yön vermesini istemektedir, çünkü duygusal yönünün ağır basmasından endişe etmektedir.

Savaş günü gelir çatar. Savaş arabalarında her iki tarafın liderleri beklemektedir. Savaş ancak ve ancak Arjuna'nın okunu atması ile başlayacaktır. Arjuna duraksar. Karşı tarafta tanıdığı ve sevdiği insanlar vardır. Duraksar çünkü işareti vermesiyle birlikte onları bir daha göremeyeceğinin de farkındadır. İçinde bir acı hissederek Krishna'ya döner. Hiçbir şekilde toprak ya da krallık için bu savaşa girmek istemediğini, sevdiklerinin ölümüne neden olmaktansa bir kuru ekmeğe dilenmeyi tercih edeceğini söyler.

Krishna Arjuna'ya bu savaşın olması gerektiğini, şimdi küçük bir grubun ölümü için bu savaştan vazgeçerse aynı zamanda Hastinapura'dan vazgeçeceğini ve aslında bütünün iyiliğinden vazgeçeceğini hatırlatır.

Bu öyküde; Arjuna; saflığın ve gücün sentezi ile oluşan felsefi savaşçıyı sembolize etmektedir.

4 at; insanın maddesel yanını ifade eden 4 aşamanın bulunduğu kişilik özelliklerini ifade eder.
Ok savaşı başlatmak için ilk kıvılcım olup aynı zamanda insanın kendi içinde başlayan savaşın hangi yöne gideceğini belirleyen ilk adımı da sembolize etmektedir. Maddesel yanın yani kişiliğin ruhsal bilgelikle yönlendirilmedikçe yolunu bulamayacağı gerçeğini anlatır. Arjuna maddesel olan ve ruhsal olan arasında bir köprü olmasından dolayı çok önemli bir noktada bulunmaktadır. Oku atarak savaşı başlatması gereken yerdedir o; insanın kendi içsel savaşını.. Ne de olsa insanın yukarı gidebilmesinin yolu aşağı fetihlerden geçer..

Pandavalar ve Kuravalar arasındaki savaş sembolik anlamı olan bir savaştır. Ve bu savaş aslında iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, cehalet ve bilgelik arasındadır. Bu savaş iyiliğin, bilgeliğin ve aydınlığın savaşı olacaktır. Yüksek bir amaç için savaş kararı kaçınılmazdır..

Nereye kulak verirsek ordan gelen sesleri duyabiliriz. Sessizliğin sesi der ki aynı anda iki yerde olamazsınız..

İnsanın tanrısal anlayışı kendi içinde gizlidir. Yaşamlarımızı doğayla uyumlu geçirebilmemizin yolu kendi içimizdeki bilgeliğe ulaşmakla mümkündür. Felsefe philo-sophia- bilgeliğe duyulan aşk demektir ve felsefe doğru olana, gerçek olana giden bilgelik yoludur.

Bilgelik ise insanın kendini ve içine doğduğu doğayı bilmesidir..

Ve bu bilgeliği duyabilen, hissedebilen anlayışın hayata geçirilmesi, ifade edilmesi yaşanması ancak İrade ile mümkündür. İrade; maddesel ve ruhsal dünya arasındaki köprüdür. Birleştirilmesi gereken, yüksek bir bilgeliğin amaca götüren rehberliğidir..

Sezgi ise maddi dünyanın gürültü ve patırtısının üstünde yüksek bir anlayışın getirdiği tanrısal esinlerdir. Krishna der ki; tüm karmaşalara yukardan bak, gürültü ve patırtının üstünde, sessizliğin sesinde derin bir anlayış vardır..

Mahabarata destanında yer alan Bhavagad Gita içindeki mesellerle aslında insanın karanlıktan ışığa giden yolunu aydınlatan bir fener gibidir.





Kral kobra
Bataklıktan ayrıldıktan sonra gitgide daralan bir yolda buldum kendimi. Biraz ilerde gözümün alabildiği kadar uzakta yaşlı bir ağaç, yolun yarısını kaplamıştı. Etrafı izleyerek yavaş yavaş ağaca doğru yürürken, elimde olmadan ürperdim ve bir çığlık atarak gerisin geri koşmaya başlarken buldum kendimi. O an nasıl bir refleks verdiğimin farkında bile değilim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki gördüğüm şeyin bir Kobra yılanı olduğuna yemin edebilirim. Aynı anda da ayaklarımın üstünde zıplamaya devam ediyor ve dönüp dönüp arkama bakarken acaba bir yerlerde başka kobralar var mı diye bakınıyordum..

Nice sonra yılanın başındaki esmer adamın, bir yılan oynatıcısı olduğunun farkına varınca kendimi toparlayıp çok yavaş adımlarla yılana yaklaşma cesaretini kendimde bulabildim. Adam hiçbir şey olmamış gibi boynunda bir yılan, yerde bir başkası olduğu halde istifini bozmadan oturmaya devam ediyordu. Adamı görünce de biraz ürperdim doğrusu. Çok zayıf ve esmerdi, uzun boyluydu, çok da ciddiydi. Bu da yetmezmiş gibi etrafta kimsecikler yoktu. İlk defa gerçekten bir Kobra yılanı ile karşı karşıya gelmiş olmaktan hem çok korkmuş hem de onu izleme isteğimin önüne geçemeyen bir merakla dolmuştum..

Sonradan fark ettim; sepetin önünde paraların olduğunu. Anladım ki; yılanı izlemiş olmaktan dolayı para ödemem icap ediyordu. Biraz daha yaklaştım, çömeldim ve yılanın hareketlerini, yerde sürünüşünü ve adamın havaya bir şey kaldırmasıyla da dikelip kafasının hemen altını şişirişini izledim. Çok acaipti. Tüylerim diken dikendi. Kim ne derse desin ürperticiydi.

Aradan bir süre daha geçince rahatlamaya başladığımı fark ettim ve yılanların uysal ve yavaş hareketlerinin daha çok ayardına vardım. Belli ki yılan terbiyecisi tarafından terbiye edilmişlerdi. Burada ormanın içinde özgür değillerdi, sonrasında içten içe üzüldüm, onlar için. Esmer yılan terbiyecisi kafasıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Anladığım oydu ki istersem ona dokunabilecektim. Kafamda birden bir şimşekle birlikte bir korku kıvılcımı çaktı. Mantığım ve duygularım çarpışıyordu. Kral kobraya dokunmak fikri hem ürpertici hem de şahaneydi. Buna cesaret edip edemeyeceğimi önce bilemedim ama buraya kadar gelip böylesi bir deneyimi es geçmenin de sonrasında bana keşke dedirteceğini adım gibi biliyordum. Yavaş yavaş yaklaştım ve adamın ellerinden yılanı bana doğru uzatışının hipnozuna girdim bir anda. Hala daha nasıl yaptığımı bilmiyorum, yılanı ellerime aldım, her iki elimde bir Kobra tuttuğumun saliseler içinde şokunu yaşadım. İnanılmazdı. Ellerimden kayıp gidiyordu; bir an kafasını kafama doğru gibi uzatır gibi yaptığında ise çığlıklar atarak yılanı yere atıverdim. Bir süre sonra heyecanım birazcık geçer gibi olduğunda o kayıp giden varlığına yeniden dokunma cesaretini bulabildim kendimde ve bu sefer biraz daha uzunca tutabildim. Bu benim için inanılmazdı. Kral kobraya dokunuyordum..

Yılanı elimden bıraktıktan sonra parayı ödedim. Ve arkama baka baka oradan uzaklaştım. Ellerimde hala bana verdiği his, üzerimde bıraktığı etki benimleydi. Sanki ellerimden kayıp gidişi devam ediyor gibiydi. Saatlerce o gün o his, tüm varlığımı etkilemeye devam etti. Kral kobranın ellerime dokunuşu avuçlarımın içinde tüm gün boyunca benimleydi..


Hindistan yolu-Yol hikayeleri Selma Akar
www.sirtcantam.com.tr




İçimdeki şaman
Gece yarısına kadar birlikteydik, ertesi gün tekrar bir araya gelmek üzere randevulaşıp ayrıldık. Sabah erkenden kalktım. Thamel'in eski kokan dar sokaklarında dolaştım ve içinde çok eskilerden günümüze kadar gelebilmiş bakır, ev eşyaları, süs eşyaları, at eyerleri ve en önemlisi Şaman davulları olan bir eskici dükkânının önünde durdum..

Dışarıda kapının üst tarafına asılmış birkaç davul vardı. Ve içten içe biliyordum ki onlar birer Şaman davuluydu. Saplarında resimler oyuluydu ve püskülleri vardı. Sordum ve tahminimin doğru olduğunu anladım. Nepal'de Şamanlara Taman diyorlar. Adam, benim davullara ilgimi görünce heyecanlı heyecanlı eskiden tamanların bu davulla yaptığı vuruşlarla, hastalıkları iyileştirdiğini anlattı. Çok etkilenmiştim. Gerçek anlamda ilk defa bir Şaman davulu görmek ve hatta ona dokunuyor olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Dükkan benim için hazine gibiydi. İçinde en küçüğünden en büyüğüne dek her şey ilgimi çok çekmişti ve her biri sanki hikâyeleriyle orada duruyor gibiydi. O gün oradan zor ayrıldım. Davulu satın almak düşüncesi beynimin içinde dönüp duruyordu. Kim bilir eğer onu alırsam belki de içimdeki şamanı çağırabilirdim..

Almasına alırdım da eve, Türkiye'ye nasıl götürürdüm, onu bilemedim. Sırt çantam, elimde yedek bir çanta daha ve bir Şaman davulu ile yollarda hayal etmeye çalıştım kendimi ve 'niye olmasın' dedim. Eğer fiyatı daha uygun bir davul bulursam alma düşüncesi aklımın bir köşesinde olduğu halde çıktım dükkândan.

Monkey temple'a gitmek üzere bir dolmuşa atladım. Şehrin dış mahallerine doğru epeyce bir yol aldık ve doğru yere gidip gitmediğim konusundaki tedirginliğim de artmaya başladı. Derken tarifim üzerine şoförün beni indirdiği yerden yürümeye koyuldum. Aşağıda kuş uçumu şehir görünüyordu. Bulunduğum yer neresiydi doğrusu bilmiyordum ve en ufak bir fikrim de yoktu. Ben şoföre kafamdaki resmi anlatmaya çalışmıştım, o da anladığı şekilde beni yönlendirmişti. Sol tarafımda evler ve dükkânlar vardı. Sağ tarafımda etrafı çevrili resmi olduğunu sandığım bir bina gördüm. Eğer yanlış bir yerde indiysem de aynı dolmuşlarla geri dönebilirdim. Sorun yoktu. Etrafı çevrili alanın giriş kapısını bulup girdim içeriye. Sonradan anlayacağım üzere burası bir müzeydi; history museum. Girişte bir bilet aldım ve içeriye adımımı atar atmaz gördüğüm manzara karşısında afalladım, sanki bir korku filminin içinde gibiydim. Sinirlerim bozulmuştu. Zira etrafta yılanlar, kaplanlar, filler ve değişik türde ölü hayvanlar, içleri doldurulmak suretiyle sergileniyordu. Derhal dışarıya çıktım, verdiğim parayı geri aldım, bileti iade ettim ve ordan ayrıldım. Yola tekrar geri döndüğümde bu defa yukarıya, tepeye çıkan merdivenler dikkatimi çekti. Ve tırmanmaya koyuldum. Epeyce dik basamaklardan tırmandıktan sonra bir tapınak karşıladı beni. İşte buna sevindim. Geldiğime değmişti. Derken grup halinde dolaşan maymunları gördüm. Sanki burası onların mekânıydı. Onlarla bir süre orada kaldım. Oyunlarını izledim. Etrafta dua bayrakları vardı. Ancak tapınak gözüme terkedilmiş bir yer gibi görünüyordu. Aşağının, şehrin kuşbakışı görülebildiği bir noktaydı burası ve etrafta el ele dolaşan çiftler vardı. Bu yer sanki bir tapınak olmaktan öte genç çiftlerin yalnız kalmak amacıyla geldikleri bir yer gibi görünüyordu. Maymunlar da arada bir şeyler atıştıran insanların yiyeceklerine ortak oluyordu. Benim gitmek istediğim Monkey temple burası değildi, ondan emindim ama burası neresiydi onu bilemedim. Yine de maymunların tapınağı olduğu kesindi.

Geldiğim yoldan inerek beni Thamel'e götürecek olan dolmuşu beklemeye koyuldum. Bir süre sonra geldi ve aklımda maymunların oyunları ve şaman davulu olduğu halde, etrafı izleye izleye yola koyuldum. Dolmuştan indiğimde hava kararmak üzereydi ve sözleştiğimiz üzere Veysi Mahir ve Fuji'yle buluşacağımız yere doğru yürümek üzere adımlarımı hızlandırdım.

* Şaman şifacıdır. Eski zamanlarda, insanlar dertlerine, hastalıklarına 'derman' ararlarken aynı anda da dermanın kendi içlerinde olduğunu keşfetmişler. İşte bu keşif davulun ritmiyle çağrılan sağlıktı. Şifacı hastalığı bünyeden atarken davulunu kullanır aynı anda da insanın ritmini davulun ritmine uyumlarmış. Ritm hayat, hayatsa ritmmiş...

'Hindistan yolu' Yol hikayeleri Selma Akar www.sirtcantam.com.tr




Şaman ritüeli
Yavaş yavaş yürüdüm uzunca bir süre. İzlediğim patika yol, beni cangılın derinliklerine doğru götürüyor. Bazen evlere yakın yerlerde, birkaç insan bir görünüp bir kayboluyor. Orman çok güzel, kimi yerler el değmemiş gibi, sarmaşıklar birbirinin içine dolanmış, ağaçlara dolanmış, ağaç olmuşlar. Kalın gövdeli ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyor, bazı yerlerde gökyüzü görünmüyor bile.Yeşilin farklı tonları, ara ara ışık oyunlarıyla kendini gösteriyor. Bazen durup etrafı hissediyorum; hem ıssız hem nefes kesecek kadar güzel..

Derken Min ile geldiğimiz vakit, yanında kocaman bir manda gördüğüm evin önünde buldum kendimi. Sevindim, demek ki doğru yoldayım dedim kendi kendime. Kucağında bir çocuk taşıyan çıplak ayaklı bir kız beni aniden karşısında görünce önce şaşırdı, sonra da fotoğrafını çekmem için bana poz verdi. Hemen yanında kuzular vardı. Bu evi ilk gördüğümde çok sevimli bulmuştum, manda ve kuzular da bu sevimliliğin ayrılmaz parçalarıydı. Yerli kızla karşılaşmak da hediyesi oldu..

Patika yolu devam ettim, içimden çıplak ayakla yürümek geçti ama, bu gecikmeme neden olur diye vazgeçtim. Aklım Min ile izlediğimiz yolu düşünedursun, önüme çıkan minik yol ayrımları tereddüte düşmeme neden oluyordu. Bir ara dönüp dolaşıp aynı evin yanına çıkınca iyice afalladım. Farklı sapağı deneyerek devam ettiğim yolu bir süre izlediğimde sonradan kaybolduğumu anlayacaktım. Kaybolduğuma inanmak uzun zamanımı aldı, mutlaka ve mutlaka evi bulacağıma olan inancım, verdiğim sözü tutma nedenim üzerinde baskı yaratıyordu. Etrafta yönümü soracak kimseler de yoktu. Hem neyi, nasıl soracağımı da bilmiyordum. Yine de gözlerim birilerini aradı. Yol biraz genişleyince biraz umutlandım, belki bir yerleşim yeri görürüm diye. Ve az ilerde yol kenarında oturan kadınları gördüm. Beni görünce hep beraber dönüp bana baktılar. Kathmandu yolunu sormaya çalıştım, anlamadılar. Kathmanduyu birçok biçimde söyledim, yine anlamadılar. Güldüler, sadece güldüler.

Çaresiz yola devam ettim. Endişelenmeye başlamıştım. Eğer ormandan çıkmadan hava kararırsa bu benim için iyi olmazdı, gece ormanda kalmak istemezdim. Kathmandu yoluna doğru yönümü çevirip daldım, yolu izi olmayan patikaların içine. Hızlı hareket ediyordum. Hiç tahmin etmediğim bir yerden bir çocuk çıktı önüme. Çocuğa yolu sordum. Para istedi. Tamam dedim. Ve önüme düşen küçük ayaklarını takibe başladım. Asfalta çıktığımızda rahat bir nefes aldım. Ve bazen gözü karalıkla cesareti karıştıran tarafıma serzenişte bulundum. Çocuğa biraz para verdim, verdiğim parayı beğenmedi. Biraz daha verdim, yine beğenmedi. Biraz daha fazla verip yüzüne baktım kararlı kararlı. Yol kenarında yarım saate yakın bir araç geçsin diye beklerken zaten hava da kararmıştı..

Yorgun argın otele ulaştığımda hemen uzandım ve uykuya yenik düştüm. Aklımın bir köşesinde şaman kadına verdiğim sözü tutamamış olmak, cangılın içinde kaybolmaktan daha çok incitmişti beni, daha çok koymuştu. Boğazımda bir düğüm var gibiydi, sanki yutkunamıyordum..

Bunun bir anlamı var mıydı? Şaman kadının evini neden bulamamıştım? Neden içimdeki rehber bana yardım etmemişti? Belki de zihnim onu duyamayacak kadar koşuşturma ve endişe içindeydi! Yine de değişik bir gün olmuştu ve yarın sabah soluğu Min in yanında alacağımdan emindim, tekrar deneyecektim.

Min e tekrar bana eşlik etmesini kabul ettirmek uzun sürdü. En sonunda beni şamana götürmesi halinde ona para vereceğimi söyledim. Tekrar yola düştük. Cangıla tekrar girdiğimizde kafamda düşünceler vardı. Şamanın evinde kalmak istiyordum ama oğlundan hoşlanmamıştım. Gündoğumuna yetişmeyi denemek bir tarafa yolu bulamayacağım dünden belli olmuştu. Ne yapmak gerektiğini bilemez haldeydim, çözüm sanki orada gelecekti; yaşlı kadını gördüğüm o anda..

Eve ulaştığımızda ordaydı. Min den dün söz verdiğim halde elimde olmadan sözümü tutamadığım için özür dilediğimi söylemesini istedim. Üzgün olduğumu. Başını salladı usulca. Min konuşmaya devam etti. Düşünüyordu, az konuşuyor, arada da bana bakıyordu. Sanki bugüne dek aradığım ama görmememe rağmen bildiğim bir açıklık ve yakınlıkla ona baktım. Kadim zamanlardan gelen ışığın bilgi ve tecrübesini taşıdığına olan inancım onun yanında ne olursa olsun kalma isteğimi çoğaltıyordu. Birden kafamda bir ışık çaktı. Onu otele davet edecektim. Min’e bunu sormasını istedim; benimle gelir miydi. Önce birkaç saniye düşündü ve sonra 'olur' dedi. Bir süre evin içinde oturduk, torunlarının oynayışlarını seyrettim; arada onlara seslenişini. Ruhunun ve yaşayışının paralel dünyasını düşündüm. Gündelik hayatın normal gidişatına ayak uyduran tarafı basit, sade ve doğal yaşayışıyla akıyordu. Kocasını kaybetmişti. Çocukları vardı ve şimdi de torunları olmuştu. Yerin ve göğün bilgisinden süzülen akım ona açıktı ve davulunun ritminin kalp atışlarında onu arıyor ve paylaşıyordu..

Hep birlikte yola düştük yeniden. Rüzgar tatlı tatlı esiyor. Kadının varlığından yayılan yumuşak etki yürüyüşündeki ritmle birleşiyor. O an dönüp Min e bakıyorum, yürüyüşündeki telaşın onun bir parçası olduğunu anlıyorum. Ben araftayım, henüz farkındalıklarımı yaşam ritmimle birleştirebilmiş değilim. Her ikisinin de farkındayım. Hissedişlerimin arttığını ve kararlılığımın zirve yaptığının da..

Cangıldan çıktıktan sonra Min den ayrılıp otelin yolunu tuttuk. Arada birbirimize bakıp gülümsüyoruz. O hiç konuşmaya çalışmıyor, sessiz. Ben de konuşmuyorum, arada konuşurken bulduğumda kendimi hemen susuyorum. Otele ulaştığımızda onu Rupeesle tanıştırdım, meraklı bakışlarına verecek bir cevap bulamadım, misafirim olduğunu söylemekle yetindim. Ardından birlikte odaya gittik. Yatacağı yeri gösterdim, banyoyu ve etrafı da..

O akşam gün batımında birlikte ritüel yaptık. Davuluna her vuruşunda o vuruşu içimde hissettim. Başımdan aşağıya pirinç taneleri döktü. İyi niyetiyle yıkadı beni. Kutsadı. Aramızda bir bağ oluştu. Ve sonrasında beni göstererek her iki elini kuvvettlice birleştirdi ve sıktı. Bu aramızda kuvvetli bir bağ var demekti artık..

Onu anlamıştım, o da beni anlamıştı..


'Hindistan yolu' Yol hikayeleri Selma Akar www.sirtcantam.com.tr







Şamana giden yol
İçeriye girdiğim andan itibaren iliklerime kadar işleyen bir his ile kuşatıldım, şiddeti gitgide artan. Girişte gördüğüm ocakta ateş hala yanmaya devam ediyor. Duvarlarda asılı bir gaz lambasına takılıyor gözlerim. Ve her bir ayrıntıya bakmaktan kendimi alamıyorum. Oracıkta ateşin başına oturup yaşlı kadının ateşe odun atışını izliyorum. Derken içerdeki sessizliği Min Tamang bozuyor. Bana dönüp ne yapmak istediğimi soruyor. Ne yapmak istediğimi bilmiyorum. Tek istediğim burada kalmak. Yaşlı kadına burada kalıp kalamayacağımı sormasını istiyorum. Onun davulunu görmek istediğimi ve davulu ile yapacağı bir ritüeli izleyip izleyemeyeceğimi..

O sırada adının .............* olduğunu olduğunu öğrendiğim şaman kadın, davulunu getirip bana doğru uzatırmış gibi yapıyor. Davulu bana gösterdiğini anlıyorum. Üzerinde şekiller var, sapına oyulmuş figürleri fark ediyorum hemen ardından. Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlıyor. Bu bir rüya gibi. Bu anı olabildiğince içime almak istediğim, dibine kadar..

Benim onunla kalma isteğime bir an dönüp bana baktıktan sonra, başını sallayarak olumlu yanıt verdiğini anlıyorum. Biliyorum bu karar bana ait değil. İçimdeki dizginleri eline almış vaziyette ve ayaklarım buradan ayrılamayacak denli kararlı. Min bana dönerek dönüş yolunu bulup bulamayacağımı soruyor,' bulurum ' diyorum ama emin değilim. Onlar konuşadursun, tahta merdivenlerden tekrar yukarıya çıkıp odaya bakma isteği duydum. Konuşmaların ötesinde ev ile baş başa kalma isteği. Odayı izliyorum. Pencereler açık, içerden dışarıya küçük aralıklar var, çatının kenarlarından boşluklar. Bir tarafım bu kadar açıklık olan bir evde kalmaktan ürkerken, diğer tarafımda en ufak bir endişe yok. Derken aşağıdan gelen sesler çoğalıyor. Aşağı inip bakınca da şaman kadının oğlu olduğunu öğrendiğim bir adamı görüyorum. O esnada aralarında geçen konuşmalardan adamın hakkımda sorular sorduğunu anlıyorum. Konuşmaları, davranışları ve bakışları hoşuma gitmiyor. Min Tamang'a dönüp onun bu gece burada bizimle kalıp kalmayacağını sormasını istiyorum. Kalacağını söylüyor. O adamla aynı evde kalma isteği duymamış olmam kararımı tekrar sorgulamama neden oluyor. Ve şaman kadınla birlikte yapma isteğimi başka türlü nasıl gerçekleştirebileceğimi soruyorum. Min dönüp kadına soruyor ve o da eğer onunla olmayı gerçekten istiyorsam eğer 5 gün boyunca sabah gündoğumunda burada olmam gerektiğini söylüyor. O an geldiğimiz patika yolları getiriyorum gözümün önüne. Bulmak zor, yolu, izi olmayan patika yollardan, sisin içinden geçerek geldiğimiz bu yeri tekrar bulmanın zor olacağını ama imkânsız olmadığını düşünüyorum ve tamam diyorum,geleceğim..

Ardından Min ile yolu iyi anlamak için dönmeye karar veriyorum ve şaman kadınla sarılıp ayrılıyoruz. Onunla olma isteğimden başka bir şey düşünemez haldeyim. Ve bugün öğleden sonra buraya tekrar gelip yolu test edeceğim. Ona söylüyorum, bugün geri geleceğim ve söz veriyorum. Min sözlerimi tekrarlıyor ve öğleden sonra geleceğimi söylüyor. Geri dönüş yolunda aynı çimenler, ağaçlar, yamaçlar arasından geçerken, birbirine yakın konumlandırılmış evleri işaret noktası almaya çalışıyorum. İçimde en ufak bir şüphe yok. Yeri bulacağım ve içimdeki rehber bana yardım edecek, biliyorum. Min ile geri döndükten sonra biraz odaya geçip olanları düşündüm ve tekrar şamana giden yolu bulmak üzere ormana girdim.
* Şamanların ismi söylenmez. İsim kişinin gücünü içinde taşır ve o ismin söylenmesi veya bilinmesi o gücü(erk) dağıtır. Evrende hem yapıcı hem de yıkıcı güçlerin varlığı Şamanların kendi güçlerinin farkında olan insanlar olmaları nedeniyle onları durumuna sokabilir.


'Hindistan yolu' Yol hikayeleri Selma Akar www.sirtcantam.com.tr


© 2007 - 2008 by Elactos
Magpie Annem Anısına
Kızılderililer ile ilgili her konuda bana yardımcı olan ve hiçbir sorumu yanıtsız bırakmayan manevi annem dediğim Micmac Kızılderilisi Magpie Annecim.. Keşke hayatta olsaydın da hayalim olan bu siteyi açtığımı ve her geçen gün daha da geliştirdiğimi, Kızılderili Kültürünü Türkiye'ye tanıttığımı görebilseydin.. Sen rahat uyu annecim.. Göstermiş olduğun yolda yürüyen biri hala hayatta..
yesiltuy
Kullanıcı Paneli
Kullanıcı Adı

Şifre



Üye Olmak İçin
Lütfen Tıklayın.

Şifremi Unuttum?
Yeni Şifre Talep Et Buradan.
Çevrimiçi Kullanıcılar
· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 3

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 715
· En Yeni Üye: nezih
Dumanla Haberleşme
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.

25/08/2010 01:52
son olarak sunu soyliyecem, domuz avrupadan getirmis burada, kristof kolumb 8 domuz getirdi ve daldilar her yerde yoksa daha onceden yoktu.

25/08/2010 01:51
bu bir arkadasimizdir, e-maillere cevap veriyor ve dostumuzdur>> www.cookingwiththe
wolfman.com

25/08/2010 01:49
bu her kesde var, tam Kizilderili yemek budur>> http://whatscookin
gamerica.net/Histo
ry/NavajoFryBread.
htm

25/08/2010 01:46
Butun Kizilderilierde kizartmis ekmek ve tako var. duz pankek gibi yag icinde kizartmis ekmek. Tako lahmacundur.

25/08/2010 01:43
nihayet girebildim, sayin Zafer arkadas google'e First Nations Recipes aradi zaman Turtleisland.Org gibi sitelerde tarifler var.

23/08/2010 14:54
sevgili yeşiltuy yardımların ve ilginden dolayı çok teşekkür ederim inşallah sevgili miighanda dökümanlar vardır

18/08/2010 17:00
Bu konuda size Miighan arkadasımız belki yardımcı olabilir kendisini sizinle irtibata gecirecegim.

18/08/2010 11:49
Sevgili yeşiltuy inşallah bu konsepti olusturdugumda bütün üye kardeşlerimle paylaşırım benim bu arştırmayı yapmam iyi olacagını ve katkı saglayacagını düşünüyorum elinde bu şekilde dökümanı olan yada

14/08/2010 19:11
İstemiş oldugun bilgiler henuz bizim elimizde mevcut olmayan bilgilerdir ZAFER.

11/08/2010 11:17
yemeklrinden bazılarından örnek üç kardeş çorbası sabır otundan yapılan ekmek patates balkabagı fasulye mısır bufalo geyik eti yediklerini ve başka varsa bunu ögrenmek istiyorum tşk Smile

Veteriner Hekim Müge Eyice
Köpeklerle İlgili Sorunlarınız
Kedilerle İlgili Sorunlarınız
Kuşlarla İlgili Sorunlarınız
Balıklarla İlgili Sorunlarınız
Diğer Hyv. İlgili Sorunlarınız
En Son Eklenen Dosyalar
An American Indian 139
Kokopelli's Cafe 84
Lakota Ceremonical S... 103
In Medicine River 88
Mythic Dreamer 87
Shaman Of Peru 96
Douglas Spotted Eagl... 98
Sacred Spirit 3 - Mo... 86
En Çok İndirilenler
Kızılderililer ve Tü... 2925
The Last Of The Mohi... 338
Mohicans - Deep Spir... 236
Ceremony To Mother E... 155
Mohicans Chapter 2 151
An American Indian 139
Ecuador Artists Roma... 121
Sacred Woman 104
Son Resimler

Kızılderili Bileklik 7

Kızılderili Bileklik 6

Kızılderili Bileklik 5
Anket
Kızılderili Olarak Doğsaydınız Hangi Kabileden Olmak İsterdiniz ?





















Oy vermek için üye olmanız gerekmektedir.
Sayfa oluşturulma süresi: 0.06 saniye 298,125 Kızıl Yürekli Dost, Kabilemizi Ziyaret Etmiştir.