Kızılderili Net Kabilesi - Forum: Yeryüzüne Dokun
Eylül 09 2010 07:11:03
Başlığı Görüntüle
Kızılderili Net Kabilesi » KIZILDERİLİLER » Kızılderili Kitapları
Yeryüzüne Dokun
Kullanıcı Adı
Parola
Kayıt S.S.S. Üye Listesi Bugünkü Mesajlar Arama

Başlığı Yazdır

24-03-2009 03:03 ÖS
Kullanıcı Avatarı



Mesaj Sayısı: 211
Katılım Tarihi: 20.12.08
Konum: İzmir
Yaş : 29
yesiltuy
Super Yönetici
  Yeryüzüne Dokun
 
Yeryüzüne Dokun


www.kizilderili.net/Resimler/Kitaplar/yeryuzunedokunon.jpg


Yazar : T. C. McLuhan
Yayınevi : İmge Kitabevi
Yorumu Yazan : Ünsal Özünlü
Tarih : 24 Haziran 2004, Perşembe

Cumhuriyet Kitap, Kızılderili gözüyle Kızılderili benliği : Yeryüzüne dokun, 2 Mart 1995

Ortak mirasımız olabilecek bir yaşam

T. C. McLuhan'ın hazırladığı "Yeryüzüne Dokun", Kuzey Amerika Kızılderililerinin söz ve yazılarından seçilmiş parçalardan oluşuyor. Bunların hepsi bir arada Kızılderililerin yaşayışını ve yazgsını, bu yaşama biçiminin kendini kanıtlamış bir kültür olarak nasıl direnmeye çalıştığını anlatıyor. Böylece Kızılderililerin yaşayışını farklı kılan, onu bizim için tarihsel ya da siyasal bir ilgi alanı olmaktan ötelere götüren değerler öne çıkıyor: Doğayla uyum içinde yaşama ve biçiminin bu yönü hepimizin ortak mirası olabilir.

Kültür kavramı, bilim adamlarınca çeşitli biçimlerde tanımlanmaya çalışılmıştır. Doç Dr. Yalçın İzbul, A.L. Kroeber ile C. Kluckhohn adındaki iki Amerikalı antropoloğun, Culture: A Critical Review of Concepts and Definitions (Kültür: Kavramların ve Tanımların Eleştirisi) (1952) adındaki kitapta, kültür kavramının 164 değişik tanımını derlediklerinden söz eder. Doç. İzbul, "Kültür ve Kültürel Süreçler" adındaki bu yazısında kültür tanımını, üzerinde görüş birliği oluşmuş çeşitli yönleriyle yapmaya çalışır:

Kültür, belirli bir topluluğun, sosyal etkileşim yoluyla sürdürdüğü ve bireylere kazandırdığı maddi-manevi yaşam biçimi ve dünya görüşü bileşiği, bütünleşmesi olup, varlık sebebi ve sonucu ise çevreye uyarlanma, giderek çevreyi kendi kuramsal amaçları doğrultusunda değiştirme dinamiğidir.

Böye bir tanım, çok boyutlu olarak tartışılabilir hiç kuşkusuz. Tanımdaki "varlık sebebi ve sonucu ", çevreye uyarlanma, giderek çevreyi keni kuramsal amaçları doğrultusunda değiştirme dinamiği", Kızılderili kültürünün, 'zorla kültürleme'ye (trans-culturation) uğrayıp, kültürel özümsenme (assimilation) sonucunda bir çeşit kültür değişmesine geldiği görülür.

Buna karşın, kültürlerin hiçbir zaman yok olmadığı bir gerçektir. Kültür, bu bakımdan insanların yaşamda gerçek olarak algıladıklarını varsaydığı olayların yansıması gibi görülürse, tarihsel olaylar, düşünceler, şiir ve şarkılardır ve bütün bunların derlenip toparlanıp bireylere sunulduğu ve aktarıldığı törenlerdir.

Yeryüzüne Dokun'da, Kızılderililer'in kültür öğeleri, gene Kızılderililer'in kültür öğeleri, gene Kızılderililer tarafından, kendi düşünceleri doğrultusunda irdelenmektedir. Bütün dünyada, bütün zamanlar boyunca, hemen herkes, beyaz adamların gözüyle çevrilmiş olan western türü filmlerin etkisiyle olacak, Kızılderilileri vahşi, ilkel, saldırgan, düşman olarak görmüştür. Yalnızca tek yönlü bir düşünceyi ve önyargıyı simgeleyen bu eğilimin ne kadar yanlış olduğu, Yeryüzüne Dokun'u okudukça ortaya çıkmaktadır.

Geçmişlerinde hem göçebe, hem de yerleşik kültürlerin çeşitli öğeleri bulunan Kızılderili toplumlarının kültüründe çeşitli öğeleri bulunan Kızılderili toplumlarının kültüründe güneş, toprak, sular, dört ana yön ve geometrik biçimlerden daire, kutsal öğeler varsayılmıştır. Kitabın ilk bölümü, bu kültür öğelerine ilişkin Kızılderili düşünce ve felsefesini anlatmakta, bunların yaşam, ölüm ve ibadetle olan ilişkisi ele alınmaktadır. "Sabah Güneşi, Yeni Taze Toprak ve Büyük Sessizlik" adındaki bu ilk bölümde, güneşten ve topraktan aldığı güçle yaşayan insanın, çevreyle ve doğayla olan ilişkisi ele alınmaktadır. Tüm insanlar ve özellikle son 10-15 yıl içinde ortaya çıkan çevreciler ve yeşiller, yüzyıllar boyu vahşi ve ilkel sayılan Kızılderililerden pek çok şey öğrenmek zorundadır.

Yeryüzüne Dokun'un giriş bölümünde, Yeryüzünün Ruhu, bir Wintu kadını tarafından şu sözlerle açıklanıyor:

Biz, çekirgeler için otları yaktığımızda, hiçbir şeyi mahvetmiyoruz. Biz, meşe meyvelerini, fıstıkları sallayarak düşürüyoruz. Ama beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar. ... Kayaları parçalıyor, sonra da yerlere saçıyorlar. ... Toprağın ruhu beyaz adamı nasıl sevebilir? Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.

Bu sözler, beyazların ve Kızılderililerin, toprağa değişik açılardan nasıl baktıklarını gözler önüne sermek bakımından çok ilginçtir. Kızılderili felsefesinde toprak, bir anaç gücü simgeler. Bu simge, doğanın bir öğesidir. Kitabın ilk bölümünde Reis Luther Dinelen Ayı, doğa sevgisini şöyle anlatır:

Gerçek doğaseverler

Lakotalar gerçek bir doğaseverdiler. Doğaya aşıktırlar. Yeryüzünü ve yeryüzündeki her şeyi yaşalandıkça artan bir bağlılıkla severlerdi. Yaşlı insanlar, toprağa karşı gerçek bir sevgi duyarlar, anaç güce yakın olma duygusuyla toprağın üzerine oturur ya da yatarlardı. ... ... Yaşlı Kızılderili, ona hayat veren güçlerden uzaklaşmak yerine, hâlâ toprağın üzerine oturur. Ona göre toprağa oturmak, ya da yatmak, daha derin düşünebilmek, daha güçlü hissedebilmektir. ...

Kızılderililere göre, bütün varlıkları yaratan Yüce Ruh, toprağa kökler koymuş, insanları besleyebilmek için ona gücünün bir parçasını vermiştir. Toprağa yakın olmak, ona dokunmak; bu güce dokunmak, onu hissetmek, dolayısıyla güçlü olmaktır.

Kızılderililer, beyaz adamların toprağı elde etme ve sahiplenme duygu ve isteklerini bir türlü anlayamamışlardır, çünkü toprak, sahibi olmaması gereken bir doğa varlığıdır ve o herkesindir. Belli bir toprak parçasına ilk gelen, o topraktan ürünlerini alır, bu işlem Kargaayak'ın dediği gibi, insanın, geceleyin bir ateş böceğinin saçtığı ışığa benzercesine kısa ve zayıf olan yaşamının bitimine kadar sürer gider, daha sonra toprağı, varsa oğulları işler.

Kızılderililere göre, toprak, insanlara güç, güneş de yaşam verir. Güneş ve toprak ilişkisindeki felsefe, ilk bölümde Okute ve Kızıl Kuş tarafından çok etkileyici bir biçimde anlatılır. Kızılderili doğasında, Yüce Ruh Wakan Tanka, iki kuşu, iki hayvanı, iki insanı birbirinin aynıolarak yaratmamıştır, çünkü bu varlıklardan her birinin bağımsız birer kişiliği vardır. Bu felsefe, özellikle 19. yüzyıl beyazlarının doğa varlıklarındaki ikilik ve ikilem felsefesine ters düşmektedir. Beyazların ve Kızılderililerin o çağlarda da neden anlaşamadığına ilişkin nedenlerden birisi de budur hiç kuşkusuz.

Yüce Ruh'un İzleri

Kızılderili, Yüce Ruh'un, yapıtlarını her şeyde görür. Yürüyen Bufalo "Güneş, ay, ağaçlar, rüzgâr ve dağlarda Yüce Ruh'un izlerini bulmaya çalışmak, insana tam bir doğa sevgisi veriyordu" der. Doğa sevgisiyle bütünleşen insanlar, isterlerse, ağaçların konuştuklarını işitebilirler, ama bunun için ilk önce onları dinlemesini öğrenmeleri gerekir. Yürüyen Bufalo'nun bu düşünceleri, günümüzdeki çevreci ve yeşillerin dillerinden düşüremeyecekleri sloganları olmalıdır. Çağımızdaki çevre bilinci ya da bilinçsizliği, en sonunda dünyamızın içine düştüğü duruma baktırarark insana, keni kendisine sorduruyor: İlkel ve vahşi olan beyazlar mı, yoksa Kızılderililer mi şimdi?

Yeryüzüne Dokun'da Yeryüzünün Ruhu olarak görülen doğaya asıl konu olarak ele alınan toprak, yaşam, güneş ve ibadete ayrılan düşünce ilkelerinde Kızılderililer kendi benliklerinin iyice yerleşmiş olduğunu varsaydıkları topraklardan neden ayrılmak istemediklerini açık bir biçimde anlatmaktadır. Kızılderililerin benlik ve belleklerinde bulunan toprak, yaşam, güneş ve ibadete ayrılan düşünce ilkelerinde Kızılderililer kendi benliklerinin iyice yerleşmiş olduğunu varsaydıkları topraklardan neden ayrılmak istemediklerini açık bir biçimde anlatmaktadır. Kızılderililerin benlik ve belleklerinde bulunan toprak, yaşam, güneş, ibadet, ağaç ve kutsal daire gibi kavramlar, onların doğayla ne kadar içiçe yaşadıklarını belirtmektedir. Birinci bölümün sonunda bulunan ve büyük antropolog ve dilbilimci Franz Boas tarafından çevrilen ağaç kesme duası, Kızılderililer'in bu düşüncelerini çok güzel açıklamaktadır.

Kolomb ve Kolomb'dan önceki Avrupa, dünyanın yuvarlak olduğunu daha bilmezken, Kızılderilierin yüzyıllar öncesinden beri kutsal saydıkları daire ve küre biçimlerinin neden kutsal oldukları ve bunların dünya ve uzay ile olan ilişkileri gene birinci bölümün sonunda Kara Geyik'in açıklamalarıyla anlaşılmaktadır.

İkinci bölümde, "Doğu'dan gelen kıllı adamlar" adıyla betimlenen, çoğu sakallı olan Avrupalılar ve Kızılderililerin yaşam, para, din, büyük evler, toprak ve toprağın üzerinde yaşayan canlılardan özellikle yaban sığırları olmak üzere öbür hayvanlar, giyim ve son olarak ruh yüceliğine ilişkin düşünceler ve beyazlarla bunlara ilişkin düşünce ayrılıkları bulunmaktadır.

Siouxların Oghlala kolundan Reis Luther Dinelen Ayı, bugün herkesçe bilinen "vahşi Batı" kavramındaki "Batı" nın Amerika anakarasında neden "vahşi" olduğunu beyaz adamların anakaraya gelip yayılmaya başladığına bağlar ve bunu ormandaki bütün hayvanlar onun (beyaz ırkın) yayılmasından kaçmaya başladığında "İşte o zaman bizim için vahşi Batı başladı" sözleriyle açıklar.

Kızılderili ve Avrupa Kültürü

İkinci bölümdeki ilginç savlardan biri de, kendini Kızılderilere oranla "uygar" gören Avrupalıların Kızılderililerin gözünde ne denli ilkel, korkak, amaçsız oldukları ve vatan sevgisi taşımadıklarıdır. Bu savlar çeşitli Kızılderili reisleri ve düşünürleri tarafından çok inandırıcı biçimlerde yansıtılmıştır. İkinci bölüm, Kızılderili ve Avrupa kütürlerini her yönüyle karşılaştıran bölüm olarak çok ilginçtir. Çoğu kez tek yanlı ve tek yönlü düşünen Avrupa ve Amerika'daki beyazlar için, bu düşünceler yeni ve çok değişik görüş açıları getirmektedir.

Kızılderililerin toprağı neden kazanmaktan kaçındıkları, otları neden kesmek istemedikleri, çocuklarını beyazların okullarına neden vermek istemedikleri, beyazların dinlerini neden benimsemedikleri gene bu bölümde açıklamaktadır. Kırmızı Ceket'in Hıristiyanlığı yaymak üzere gönderilen Cram'ı istemeyiş nedeni ilginçtir:

Kardeşim, Yüce Ruh'a tapmanın ve hizmet etmenin yalnızca tek bir yolu olduğunu söylüyorsun. Eğer yalnızca tek bir din varsa, neden beyazlar onun hakkında bu kadar farklı düşüncelere sahipler? Hepsi kitabı okuyabildiği halde, neden aynı fikirde değiller?
Beyazların, yaban sığırlarını yok edişlerini de Kara Geyik şöyle anlatıyor:

Hatta bazen derileri bile almayıp yalnızca dillerini alıyorlar; Missouri Irmağı'ndan, kurumuş bizon dilleriyle yüklü gemilerin indiğini kendim duydum. Görüyorsunuz ki, bunu yapan insanlar deliydi. Bazen dilleri bile almıyor, yalnızca öldürüyorlardı, çünkü bunu yapmayı seviyorlardı. Bizse bizon avladığımızda, yalnızca ihtiyaç duyduğumuz kadarını öldürürdük.

Bu bölümde, beyaz adamların Kızılderililere her konuda vermiş olduğu, ama yerine getirmemiş olduğu sözlerin neler olduğu sözlerin neler olduğuna ilişkin çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. Amerika denilen koca anakaraya yerleşmek amacıyla akın akın gelen beyazlar ile, yüzyıllardan beri bu anakarada yaşamakta olan Kızılderililer arasında ortaya çıkan toprak paylaşımı sorunu ve beyazlarla Kızılderililer arasında birbirlerine olan güvensizlik girgide daha başka sorunları da getirmiş ve bu sorunlar beyaz ve yerli ırklarını birbirleriyle uzmanlaştırmak uzaklaşmıştır. Sayıları durmadan artan beyazlar, çok ve daha çok, gep daha çok toprak edinebilmek için, Kızılderililerle önceden yapılmış olan anlaşmalar sonunda onlara bırakılan toprakları bile çeşitli söz oyunlarıyla ya da zor kullanarak geri almaya başlamışlardır. İkinci bölümde Reis Luther Dinelen Ayı bu gerçekleri anlatmaktadır. Politikada masa başında nasıl toprak alındığını merak edenler Dinelen Ayı'nın uyarılarını okuyabilirler.

Bu gergin ortamların anlatımlarında bile, zaman zaman gülmecemsi anlatım biçimleri görülebilmektedir. Beyaz adamların toprak paylaşımında Kızılderililere ilişkin düşüncelerini Benekli Yılan bakın nasıl yalın, ama alaylı, ince bir deyişle anlatıyor:

Beyaz adamlar...............Kırmızı çocuklarını seviyor, "Biraz ileriye git, yoksa üzerine basarım" diyordu.

Amerika anakarasında yerleşecek, elde edilecek toprak peşindeyken beyaz adamlar, yalnız Kızılderililerle değil, birbirleriyle de savaşıyorlardı. Bu savaşlarda karşılıklı çıkarları gereği beyazlara yardım eden Kızılderililer de oluyordu kuşkusuz. Ama sonunda, amaçlarına ulaşan beyazlar ilk önce Kızılderilileri devre dışı bırakıyorlardı. Bu durum, Kızılderililerin bir ulus olarak toparlanmamasına yol açıyordu.

Beyazların evde-çadırda yaşamak, giyinik, çıplak dolaşmak, kısa-uzun saçlı dolaşmak, yatakta-yerde yatmak, sakallı-sakalsız gezmek gibi yaşam biçimlerine ilişkin düşünceleri, gene bu bölümde Kızılderililerce eleştirilmektedir. Reis Luther Dinelen Ayı "Beyaz adam Amerika'yı anlamadığı için Kızılderili'yi de anlamıyor" sözleriyle, iki ırkın arasındaki yaşam biçimlerinin kesin ayrımını özetlemektedir. Bu düşünceye, Kızılderili ünlü yazar Ohiyese da şöyle katkıda bulunmaktadır:

Çocukken, vermek nedir bilirdim; uygarlaştığımdan beri bu erdemiunuttum. Doğal bir hayat yaşıyordum, oysa şimdi yaşadığım, yapay bir hayat. O zamanlar küçücük bir çakıl taşı bile benim için değerliydi; ..... ...... Şimdi beyaz adamla birlikte, değeri dolarlarla ölçülen, boyanmış bir manzaraya tapıyorum.

Yaşam Savaşı

Yıllar sonra, Batı'ya akınlar durulmuş, beyazlar ezici bir çoğunlukla tüm toprakları ele geçirmiş, Kızılderililer ise kendilerine ayrılan verimsiz, çorak topraklarda yaşam savaşı vermeye zorlanmışlardır. "Sesim Zayıflaştı" adındaki üçüncü bölümde, geçmişin ünlü, ama bugünün zayıf "kırmızı adam"ı, içine düştüğü durumlarla gözler önüne serilmektedir.

Ünlü Kızılderililerden Kara Atmaca, Shabonee, Mavi Ceket, Kırmızı Ceket, Reis Joseph, Chiparopai, Choktav reislerinden Albay Cobb, Sauk lideri Keokuk, Seneka Reisi Mısır Bitkisi, Çılgın At, Reis Çok-Vuruş, Reis George W. Harkins, Oturan Boğa, Kör Bıçak, Küçük Kurt, On Ayı, Geronimo, Kara Geyik ve Kartal Kanadı, beyazların gittikçe güçlenmesi karşısında Kızılderililerin yurtlarından ayrılmak zorunda kalışlarının getirdiği düşünce ve kaygıları çok yönlü bir biçimde tartıştılar.

Kültürlerin hiçbir zaman yok olmayacağı gerçeği, adı "Eğer Teslim Olursak, Ölürüz" olan dördüncü bölümde görülmektedir. İnsanoğlu geçmişine gururla, geleceğine de her zaman umutla bakar. Dördüncü bölümün en başında Vine Deloria, Jr.'ın söylediği de bu umutlu bakışı doğrulamak ister.

Bizim fikirlerimiz, sizin fikirlerinizi yenecektir.

Kızılderililer, beyazlardan daha üstün bir yaşam biçimine sahip olduklarına inanırlar, ayrıca Kızılderililerin daha insancıl bir yaşam felsefesi olduğundan emindirler. İnsanın doğası, Kızılderili doğasıyla koşut görüldüğünden dolayı da onlar, kendi fikirlerini beyazların düşünce yapılarından üstün görmektedirler.

Kızılderililerin toprağa ve anavatanlarına olan bakışları, diğer ırk ve ulusların bakışlarından değişiktir. Onlar, topraklarıyla, yurtlarıyla konuşurlar, tüm doğa varlıklarının seslerini duyar, söylediklerini anlarlar. Bu son bölümde de Reis Dan George, Kanada'nın 100. doğum günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Kanada'yla konuşur, kendi anlayışı ile beyazlarınkini karşılaştırır:

Topraklarımı ve evimi korumak için savaştığım zaman, bana vahşi dendi. Beyazların yaşam şeklini anlamayıp hoş karşılanmadığım zamansa, bana tembel dendi. Halkımı yönetmeye çalıştığımda, yetkilerim elimden alındı.

Yeniden uyanma ve örgütlenme

Bu bölümdeki en ilginç bildirilerden birisi de, 1969'un Kasım ayında, eski ünlü hapishanenin bulunduğu Alcatras Adası'nı işgal eden Kızılderililerin, haziran ayında zorla adadan çıkarılırken verdikleri demeçte söyledikleridir. Bu demeçte, 300 kadar yıl önce, beyazların, bu adayı onlardan cam boncuk ve kırmızı kumaş olarak ödenmek üzere 24 dolara satın aldıkları, şimdi bu adayı daha yüksek fiyata kendileri satın almak istedikleri, çünkü buranın, ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan rezervasyonlara çok benzediği ve çoraklığı, elverişsiz her türlü koşulu ile dünyadaki tüm uluslara Kızılderililerin nasıl yaşam savaşı verdiğini göstermek bakımından örnek olmaya elverişli olduğu bildirimektedir. Bunca yenilgiden sonra, Kızılderililerin teslim olmayıp her şeye karşın, yeniden uyanma ve örgütlenme umudunu simgeleyen bu son bölümde, bu yeniden çabalarının kıpırtıları görülmektedir. Bir Cree Kızılderilisi ve yetenekli bir politikacı olan Harold Cardinal, en son kitabında, Kızılderililerle beyazlar arasında yapılan anlaşmalara değinir ve şöyle der:

"Kızılderililere göre, anlaşmalar bir Kızlıderili Magna Cartası'nı simgeliyor. Bu anlaşmalar bizim için önemli, çünkü biz bu görüşmelere inançla, onurlu ve daha iyi bir yaşam ümidiyle giriştik. ... ... ... Kendimizi bir halk olarak yok etmediğimiz sürece halklarımızdan vazgeçemeyiz.

Son yıllarda beyazların, Navaho ve Hopilerden kiraladıkları topraklarda uygarlığın (!) yaptığı zararların gerçekten uygarlık mı, yoksa başka bir şey mi olduğunu, bu etkinliklere karşı çıkan bir grup 'Hopi'nin mektubundan anlamak çok ilginç ve bir bakıma da, acıdır.

Yeryüzüne Dokun'daki dört bölüm de, Kızılderililerin kendi kendilerini irdeleyip, yaşam biçimlerini, uygarlıklarını, umutlarını gözler önüne serdikleri için okunmaya değer olup, Amerika'nın bu gerçek sahiplerinden tüm dünya uygarlığının önereceği çok şeyler bulunmaktadır. Ece Soydam'ın dilimize kazandırdığı bu duru ve akıcı çevirisiyle Kızılderililerin felsefesini, düşüncelerini, dünya görüşlerini ve beyazlarla olan düşünce ayrılıklarını öğreniyoruz.

Bu Dökümanın Oluşmasında Katkıda Bulunanlar

Lahoya

06-06-2009 12:43 ÖÖ
Kullanıcı Avatarı



Mesaj Sayısı: 7
Katılım Tarihi: 03.04.09
Konum: ankara

Uyarı seviyesi 0
trail_of_tears
Yeni Gelen
RE: Yeryüzüne Dokun
 
Toprağımızı alma isteğiniz üzerinde düşüneceğiz. Halkım Beyaz Adam'ın almak istediği nedir, diye soracak. Bunu bizim anlamamız zor. Eğer o güzelim havanın, köpüren suyun sahibi biz değilsek, onu bizden nasıl alabilirsiniz ki? Güneşte parıldayan her bir çam Ağacının, kara ormanların üzerinde salınan sisin, vızıldayan her arının, halkımızın belleğinde ve düşüncelerinde kutsal bir anlamı var. Ağaçta yükselen özsuyu Kızıl Adam'ın anısını taşıyor. Biz toprağın parçasıyız, toprak da bizim parçamız. Hoş kokulu çiçekler kızkardeşlerimiz bizim, rengeyiği, at, yüce kartal ise erkek kardeşlerimiz. Irmağın köpüren dalgaları, çayırdaki çiçeklerin özsuyu, tayın teri ve insanın teri, herbiri bir tek soya, bizim soyumuza ait. Bu yüzdendir ki, Washington'daki Büyük Reis Bizden toprağımızı isterken, çok şey istiyor.

sanırım bu kitabın önsözüydü yanlış hatırlıyor olabilirim.
 
Beyazlar bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar.

Tatanka –Iyotanka

22-02-2010 09:39 ÖÖ
Kullanıcı Avatarı



Mesaj Sayısı: 1
Katılım Tarihi: 17.09.09
Konum: DÜNYA
Yaş : 26

Uyarı seviyesi 0
SERTSU
Yeni Gelen
RE: Yeryüzüne Dokun
 
bu kitabı neren temin edebiliriz bilgisi olan varmı arkadaşlar ?
 

22-02-2010 02:01 ÖS
Kullanıcı Avatarı



Mesaj Sayısı: 12
Katılım Tarihi: 01.01.09

Uyarı seviyesi 0
DostYurek
Acemi Üye
RE: Yeryüzüne Dokun
 
SERTSU tarafından yazılan metin:
bu kitabı neren temin edebiliriz bilgisi olan varmı arkadaşlar ?


tam adresine geldin Smile dostumuz YEŞİL TÜY sana bu konuda yardımcı olacaktır Wink

kitap bu linkte var SmileWink

http://kizilderili.net/viewpage.php?page_id=7
 
666kb.com/i/bgq88c77t66u3jw7o.jpg

22-02-2010 02:58 ÖS
Kullanıcı Avatarı



Mesaj Sayısı: 211
Katılım Tarihi: 20.12.08
Konum: İzmir
Yaş : 29
yesiltuy
Super Yönetici
RE: Yeryüzüne Dokun
 
Kitabı paket alarak temin edebilirsiniz. Dostyurek endise etme senin kitabın ayrılmış durumda dostum Smile
 
www.kizilderili.net/yesiltuyimza.gif

Atlanilacak Forum:
Forum powered by fusionBoard
Bu Başlığı Paylaş
URL:
BB Kodu:
HTML:
Sayfa oluşturulma süresi: 0.08 saniye 298,117 Kızıl Yürekli Dost, Kabilemizi Ziyaret Etmiştir.